Ninni Bahçesinde Açılan Papatya Kapısı

Ay, evlerin çatılarında gümüşten bir örtü sererken Bebek Liva beşiğinde usulca kıpırdandı. Annesi ona yumuşak bir ninni söylüyor, babası da odanın köşesindeki küçük lambayı kısık bir yıldız gibi açık tutuyordu. Liva gözlerini kapatmak üzereyken odada daha önce hiç duymadığı bir ses işitti: Tık, tık, tık…
Ses, pencerenin kenarındaki papatya desenli duvardan geliyordu. Liva minik parmaklarını battaniyesinden çıkarıp duvara dokundu. Bir anda papatyanın ortası altın gibi parladı ve duvarda küçücük bir kapı belirdi. Kapının tokmağı, nohut kadar yuvarlak ve inci kadar parlaktı.
Liva şaşırdı ama korkmadı. Çünkü kapının ardından mis gibi süt kokusu, taze çamaşırların sıcaklığı ve annesinin ninnisine benzeyen tatlı bir melodi geliyordu. Parmak ucuyla tokmağa dokundu. Kapı sessizce açıldı.
Ninni Bahçesi
Kapının ardında gökyüzü yerine yumuşacık bir tavan, yerde ise bulutlardan yapılmış bir yol vardı. Yolun iki yanında sallanan beşikler duruyordu. Her beşiğin içinde farklı bir uyku çiçeği yetişiyordu. Kimi çiçek hafifçe esniyor, kimi yapraklarıyla fısıltılı bir şarkı söylüyordu.
Liva bulut yolunda ilerlerken başında sarı bir gece takkesi bulunan Tombik adında küçük bir uyku faresiyle karşılaştı. Tombik’in elinde boş bir sepet vardı. Yüzü üzgün görünüyordu.
“Neden böyle dalgınsın?” diye sordu Liva.
Tombik, “Bu gece bahçedeki bütün bebeklere tatlı rüyalar dağıtacaktım,” dedi. “Fakat Rüya Çanı’nın sesi kayboldu. Çan çalmayınca rüya tohumları uyanmıyor, hiçbir beşik renkli düşlerle dolmuyor.”
Liva başını yana eğdi. Uzaklardan çok hafif bir çıngırtı duydu. Ses, bahçenin arkasındaki kadife yapraklı ağaçların arasından geliyordu. Tombik’le birlikte sesin peşine düştü. Yolda, uykulu kelebeklere, esneyen bir kurbağaya ve pamuk gibi kuyruğunu yastık yapan bir sincap ailesine rastladılar.
Sonunda küçük bir dereye ulaştılar. Rüya Çanı derenin ortasındaki yuvarlak bir taşa takılmıştı. Su, çanın ipini nazikçe sürüklüyor, bu yüzden çan ses çıkaramıyordu. Tombik ipi çekti, fakat minik kolları yetişmedi. Liva da uzandı, ancak bebek elleri ipi kavrayamayacak kadar küçüktü.
Bir süre düşündüler. Sonra Liva, cebinde annesinin battaniyesinden kopmuş minicik bir kurdele bulunduğunu hatırladı. Kurdeleyi ipteki düğüme bağladı. Tombik kurdelenin ucunu tuttu, uyku faresi ailesi de ona yardım etti. Hep birlikte çekince çan taştan ayrıldı.
Çınnn!
Ses öyle yumuşak ve güzeldi ki dere bir anlığına ışıkla doldu. Ağaçların yapraklarından pembe, sarı ve gök mavisi rüya tohumları döküldü. Tohumlar beşiklere konduğunda her biri küçük bir ninni mırıldanmaya başladı. Bir beşikte baloncuklardan oluşan bir düş, diğerinde uçan oyuncak tren, bir başkasında da gülümseyen ayıcık belirdi.
Paylaşılan Uyku
Tombik, Liva’ya teşekkür etmek için ona minicik bir rüya tohumu verdi. “Bunu yastığının altına koy,” dedi. “Ama unutma, en güzel düşler paylaşıldıkça büyür.”
Liva tohumu avucunda tutarken annesinin sesini duydu. Bahçedeki kapı yeniden parlamaya başlamıştı. Bebek, Tombik’e el salladı. Tombik de sepetini rüya tohumlarıyla doldurup diğer beşiklere doğru koşturdu.
Liva papatya kapısından odasına döndüğünde annesi hâlâ ninni söylüyordu. Babası lambanın ışığını biraz daha yumuşattı. Liva rüya tohumunu yastığının altına koydu ve gözlerini kapattı.
O gece Liva, bulutlardan yapılmış bir yolda yürüdü. Her adımında bir papatya açıldı. Sabah olduğunda odası güneşle doluydu. Annesi, Liva’nın yüzündeki huzurlu gülümsemeyi görünce onun güzel bir düş gördüğünü anladı.
O günden sonra Liva ne zaman bir bebeğin ağladığını duysa, avuçlarını yavaşça açıp kapattı. Çünkü Ninni Bahçesi’nde öğrendiği sırrı biliyordu: Bir gülümseme, bir ninni ve küçücük bir iyilik, en uykusuz geceyi bile sıcacık bir rüyaya dönüştürebilirdi.




