Kendi Kendine Yürüyen Çarşının Sırrı

Kasabanın en sessiz sokağında yaşayan Duru, herkesin fark etmediği şeyleri görürdü. Bir sabah, fırına giderken taş döşeli yolun bir önceki akşamdan farklı olduğunu anladı. Dün yolun sonunda küçük bir çeşme vardı; bugünse çeşme, manavın önünde duruyordu. Üstelik kimse bu değişikliği şaşırtıcı bulmuyordu.
Duru, gün boyunca gözlerini dört açtı. Berber dükkânı, dün karşı kaldırımdayken bugün bakkalın yanına taşınmıştı. Saatçi dükkânının kapısı ise sokağın ortasında, tek başına duruyordu. Akşam olunca Duru, penceresinden dışarı baktı ve daha da şaşırdı. Kasabanın bütün dükkânları, tezgâhları ve tabelaları ağır ağır yer değiştiriyor, sanki görünmez bir çarşı kuruyordu.
Bu, ilginç hikayeler arasında anlatılacak türden bir sırrı andırıyordu; fakat Duru, sırrın peşine düşmeden önce büyükannesine danışmaya karar verdi.
Büyükannesi, eski bir sandalyeye oturup örgüsünü dizlerine bıraktı. “Sen de gördün demek,” dedi. “Bu çarşı, yıllardır geceleri yürür. Fakat kimse onu neden yürüdüğünü sormadı.”
“Nereye gidiyor?” diye sordu Duru.
“Bunu öğrenmek için çarşının sabaha kadar nereye yerleştiğini izlemen gerekir. Ama sakın yalnız gitme. Merak güzel bir anahtardır, yine de her kapıyı tek başına açamaz.”
Duru, en yakın arkadaşı Pera’yı çağırdı. Pera, yanında fener, ip ve iki tane çörek getirdi. Gece yarısı, çarşının hareketini izlemek için eski değirmenin arkasına saklandılar. Önce bir terzi dükkânı, tekerlekleri olmadan usulca ilerledi. Ardından manavın kasaları, içlerindeki elmalar neşeyle sallanarak onu takip etti. Sonra bütün çarşı, ay ışığının altında sessiz bir kafileye dönüştü.
Duru ile Pera da arkalarından yürüdü. Çarşı, kasabanın dışındaki boş araziye ulaştığında dükkânlar bir daire oluşturdu. Tezgâhlar açıldı, tabelalar parladı ve ortada yuvarlak bir meydan belirdi. Meydanın ortasında, daha önce hiç görmedikleri küçük bir kapı vardı.
Kapının üzerinde şu cümle yazıyordu: “Beni yalnızca birlikte merak edenler açabilir.”
Duru kapıyı itti, Pera da hemen yanına elini koydu. Kapı açılınca içinden yüzlerce küçük ışık uçtu. Her ışığın içinde kasaba halkının unutulmuş bir dileği vardı: Birinin yeniden resim yapmak istemesi, bir başkasının gökyüzünü daha yakından görmek dileği, yaşlı bir amcanın yıllardır çalmadığı kemanını yeniden eline alma isteği…
Çarşı, insanların unuttuğu dilekleri topluyor ve onları birbirine yaklaştırıyordu. Terzi dükkânı, resim yapmak isteyen çocuğun evine gidiyor; kitapçı, gökyüzünü merak eden amcaya yıldızları anlatan kitaplar taşıyor; fırın ise keman çalmak isteyen adama sıcak çörek götürüyordu. Çarşı, dilekleri gerçekleştirmiyor; yalnızca insanların birbirine yardım edebileceği doğru yerlere gidiyordu.
O sırada kapının içinden minicik bir ışık Duru’nun avucuna kondu. Işığın içinde onun kendi dileği parlıyordu: Kasabada herkesin birbirini dinlediği bir gün görmek.
Duru, “Bunu nasıl gerçekleştirebilirim?” diye fısıldadı.
Pera gülümsedi. “Çarşının yaptığı gibi. İnsanlara ne istediklerini sorarak.”
Ertesi sabah iki arkadaş, kasaba meydanında küçük bir masa kurdu. Masanın üzerine boş kâğıtlar bıraktılar ve herkese, “Bugün gerçekleştirmek istediğiniz küçücük şey nedir?” diye sordular. Biri kaybettiği düğmesini aradı, biri eski arkadaşına mektup yazmak istedi, biri de yıllardır kapalı duran kukla sahnesini açmayı diledi.
Kasabalılar birbirlerini dinledikçe yardımlar başladı. Düğme bulundu, mektup yazıldı, kukla sahnesi temizlendi. O günden sonra çarşı her gece daha az yürüdü; çünkü gündüzleri insanlar birbirlerinin dileklerine kulak vermeyi öğrenmişti.
Duru ise her sabah pencereye bakıp sokakları kontrol etti. Bazen bir dükkân yine yer değiştiriyordu. Ama artık kimse korkmuyordu. Herkes biliyordu ki çarşı, unutulmuş bir dileği doğru kişiye götürmek için yola çıkmıştı.



