Eğitici ve Zeka Geliştirici Masallar Oku

Kareli Tepedeki Akıl Çanı

Uçurtma biçimli tepelerin arasında, taşları renk renk parlayan küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada yaşayan Lorin, her şeyi merak eden, sorular sormayı seven bir çocuktu. Bir sabah okul yolunda, daha önce hiç duymadığı ince bir çan sesi işitti. Ses, Kareli Tepe’nin ardından geliyordu. Lorin tepeye çıktığında çimenlerin arasında bakır bir levha buldu. Levhada şöyle yazıyordu: “Akıl Çanı, doğru cevabı değil, doğru düşünme yolunu bulanlar için çalar.”

Lorin levhanın yanında üç tahta kutu gördü. Birincinin üzerinde elma, ikincinin üzerinde armut, üçüncünün üzerinde ise kiraz resmi vardı. Kutuların hiçbirindeki etiket doğru değildi. Lorin biraz düşündü. Elmaların bulunduğu kutudan bir meyve çekti ve içinden kiraz çıktı. Böylece o kutunun kiraz kutusu olduğunu anladı. Etiketlerin hiçbiri doğru olmadığına göre armut yazılı kutunun elma, elma yazılı kutunun da armut olması gerekiyordu. İlk kutunun kapağı açılınca içeride küçük bir zil belirdi.

İlk Soru: Sayıların Şarkısı

Zil, üç kez çaldı ve taşların üzerindeki çizgiler parladı. Çizgilerde şu sayılar vardı: 2, 4, 8, 16. Altında boş bir taş duruyordu. Lorin sayılara baktı. Her sayının bir öncekinin iki katı olduğunu fark etti ve boş taşa 32 yazdı. Tepe hafifçe titredi. Bu kez karşısına çıkan taşta 3, 6, 9, 12 dizisi vardı. Lorin hemen cevap vermek yerine bir süre inceledi. Sayılar üçer üçer artıyordu. Doğru sayı 15’ti. Taşın altından gümüş bir anahtar çıktı.

Tam o sırada çalılıkların arasından Pera adında neşeli bir karga, sazların arkasından da Bodi adında meraklı bir kaplumbağa göründü. Pera, “Ben uzakları iyi görürüm,” dedi. Bodi ise “Ben yavaş ilerlerim ama ayrıntıları kaçırmam,” diye ekledi. Lorin onları yol arkadaşı olmaya çağırdı. Üç arkadaş, anahtarın açacağı kapıyı ararken yerde birbirine benzeyen beş yön taşı buldu. Her taşta farklı bir ok vardı; ancak biri kuzeyi, biri doğuyu, biri güneyi, biri batıyı gösteriyordu. Beşinci okun ucu ise gökyüzüne bakıyordu.

“Kapıya ulaşmak için önce doğuya, sonra iki kez kuzeye, ardından batıya gitmeliyiz,” dedi Lorin. Pera yukarıdan baktı ve yerdeki karelerin sırasını kontrol etti. Bodi ise adımları saydı. Böylece yanlış oka basmadan ilerlediler. Beşinci taşın yalnızca bir süs olduğunu anlayınca onu geçtiler ve yosunlarla kaplı yuvarlak bir kapının önüne geldiler. Gümüş anahtar kilide uydu, fakat kapı hemen açılmadı. Üzerinde dört renkli düğme vardı: sarı, mavi, kırmızı ve yeşil.

Renklerin Sırrı

Kapının kenarında şu ipucu yazılıydı: “Sarı, maviden önce; kırmızı, yeşilden sonra; mavi, kırmızıdan hemen önce gelmez.” Lorin önce düğmelere rastgele basmayı düşündü, sonra durdu. Pera seçenekleri yüksek sesle sıraladı. Bodi, her seçenekte kuralları tek tek kontrol etti. Sonunda sıralamanın sarı, kırmızı, yeşil, mavi olabileceğini buldular. Fakat başka bir sıralamanın da kurallara uyduğunu fark ettiler. Lorin gülümsedi. “Demek ki tek bir cevap aramamalıyız. İpuçlarının hangisinin ek bilgi verdiğini bulmalıyız,” dedi.

Kapının altındaki küçük çizgide dört yaprak resmi vardı. Yaprakların boyları kısa, uzun, orta ve en uzun şeklinde sıralanmıştı. Her rengin bir yaprakla eşleştiğini fark eden Bodi, kırmızı yaprağın en uzun olduğunu söyledi. Pera da en uzun yaprağın kapıdaki üçüncü düğmenin yanında bulunduğunu gördü. Böylece kırmızı üçüncü, sarı ondan önce, yeşil kırmızıdan sonra olamayacağı için ikinci, mavi ise birinci oldu. Doğru sıra mavi, sarı, kırmızı, yeşildi. Düğmeler yanınca kapı açıldı.

İçeride büyük bir salon ve ortasında dört kollu bir düzenek vardı. Her kolda bir soru bulunuyordu: “Bir problemi çözmeden önce ne yapılır?”, “Bir fikrin doğru olup olmadığı nasıl anlaşılır?”, “Bir arkadaşın farklı düşünüyorsa ne yapılır?” ve “Yanlış cevap bulununca ne öğrenilir?” Lorin cevapları dikkatle verdi: Önce soru anlaşılır, sonra bilgiler toplanır; fikir kanıtlarla sınanır; farklı düşünceler dinlenir; yanlış cevap ise yeni bir yol gösterir. Her cevapla düzenek biraz daha aydınlandı.

Son kol döndüğünde salondaki taş zemin dört parçaya ayrıldı. Altından küçük bir kutu çıktı. Kutunun içinden altın bir çan ve bir not belirdi: “Zekâ, yalnızca hızlı düşünmek değildir. Dikkat etmek, denemek, dinlemek ve gerektiğinde fikrini değiştirmektir.” Lorin çanı tek başına çalmak yerine Pera ile Bodi’ye uzattı. Üçü birlikte ipi çekince çan, bütün kasabada berrak bir sesle yankılandı.

O günden sonra Kareli Tepe’ye gelen çocuklar, hazır cevap aramak yerine soruları incelemeyi öğrendi. Lorin de okulda bir “Düşünme Çemberi” kurdu. Her hafta çocuklar bir bilmece getiriyor, herkes çözümünü anlatıyor, yanlış cevaplar bile alkışlanıyordu. Çünkü Lorin şunu anlamıştı: En güzel öğrenme, merakla başlayan ve paylaşınca büyüyen öğrenmeydi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu