Dini Hikayeler

İyilik Kuyusuna Bırakılan İlk Taş

Güneş, Ilgınköy’ün taş döşeli yollarına altın renkli ışıklar sererken Nehir, annesinin verdiği ekmekleri yaşlı komşuları Saliha Nine’ye götürüyordu. Köyün meydanındaki çeşmeye yaklaşınca, taş oluğun yanında küçük, kahverengi bir kese gördü. Keseyi eline aldığında içinden birkaç gümüş para ve katlanmış bir kâğıt çıktı.

Nehir’in aklına hemen annesinin sık sık söylediği söz geldi: “Emanet, sahibine ulaşana kadar onu koruyan kişinin kalbinde taşınır.” Keseyi açıp içindeki paraları saymak istemedi. Kâğıdı da merakla okumadı. Keseyi göğsüne bastırarak doğruca köyün camisinin avlusuna gitti. Orada, ikindi namazından önce avluyu süpüren Hasan Dede’yi gördü.

“Hasan Dede, bunu çeşmenin yanında buldum,” dedi. “Sahibini nasıl bulabiliriz?”

Hasan Dede, Nehir’in yüzüne dikkatle baktı ve gülümsedi. “Önce keseyi güvenli bir yere koyalım. Sonra sahibini ararız. Fakat unutma, iyilik yalnızca bulduğunu vermek değildir. İyilik, doğru olanı sabırla yapmaktır.”

Keseden çıkan kâğıtta, köyün değirmenini tamir etmek için alınmış malzemelerin listesi vardı. Gümüş paralar da bu malzemelerin ücretini ödemek içindi. Kâğıdın alt köşesinde sadece küçük bir işaret bulunuyordu: Üç yapraklı yonca.

Hasan Dede, köylüleri meydanda topladı. Herkes keseyi görünce şaşırdı. Değirmenci Rıza Usta, “Bu kese benim olmalı,” dedi, “ama bugün onu yanımda taşımadığımı sanıyordum.” Keseye uzanmadan önce Hasan Dede ona üç soru sordu: İçinde kaç gümüş para vardı? Kâğıtta ne yazıyordu? Keseyi nerede saklamıştı?

Rıza Usta bütün sorulara doğru cevap verdi. Kese onundu. Meğer değirmenin çatısını onarmak için alışverişe giderken keseyi çeşme başındaki taşın üzerine koymuş, sonra da aceleyle oradan ayrılmıştı. Nehir, emaneti sahibine teslim edince Rıza Usta ona bir gümüş vermek istedi.

Nehir başını iki yana salladı. “Ben bunu karşılık beklemeden yaptım. Annem, iyiliğin pazarlıkla güzelleşmeyeceğini söyler.”

Rıza Usta’nın gözleri doldu. “Öyleyse bu parayı senin yerine iyiliğe ayıralım,” dedi.

O sırada Hasan Dede, avlunun köşesindeki eski kuyuyu gösterdi. Kuyunun ağzı taşlarla çevriliydi ama uzun zamandır kullanılmıyordu. “Bu kuyu, köyümüzde iyilik yapıldığında içine bir taş bırakılması için yapılmış,” dedi. “Her taş, bir insanın güzel davranışını hatırlatır. Fakat yıllardır kimse ilk taşı koymadı.”

Nehir, Rıza Usta’nın verdiği gümüşü almadı; onun yerine köydeki kimsesiz çocuklar için ekmek alınmasını istedi. Köylüler bu dileği duyunca herkes elinden geleni yapmak üzere harekete geçti. Bakkal un verdi, fırıncı sıcak ekmek pişirdi, bahçıvan sebze getirdi. Çocuklar da avluyu süpürüp sofrayı kurdu.

Akşamüstü, birlikte yemek yediler. Hasan Dede sofranın başında, “Paylaşmak, nimetin değerini azaltmaz; aksine bereketini çoğaltır,” dedi. Nehir, Saliha Nine’nin tabağına en yumuşak ekmek parçasını koydu. Saliha Nine de Nehir’in elini tutup dua etti.

Yemekten sonra Nehir, kuyunun kenarına küçük ve yuvarlak bir taş bıraktı. Ardından Rıza Usta ikinci taşı, fırıncı üçüncüyü koydu. Çocuklar da kendi güzel davranışlarını anlatarak kuyunun çevresini renkli taşlarla doldurdu. O günden sonra köyde herkes bir iyilik yaptığında, bunu övünmek için değil, başkalarına umut olsun diye kuyunun başında anlatmaya başladı.

Aylar sonra değirmen yeniden çalıştı. Un kokusu köyün sokaklarına yayıldı. Fakat Ilgınköy’ün en değerli şeyi değirmenin dönen çarkları değil, insanların birbirine güvenen kalpleriydi. Nehir her çeşmenin yanından geçtiğinde, o gün bulduğu keseyi hatırladı. Emanete sahip çıkmanın, paylaşmanın ve iyiliği sessizce büyütmenin insanın içini aydınlattığını hiç unutmadı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu