Dikiş Kutusundaki Minik Mevsim

Çınarlıdere köyünde Lalin adında, kumaş parçalarını birbirine eklemeyi seven bir çocuk yaşardı. Lalin’in odasında düğmelerle dolu kavanozlar, renkli iplikler ve yarım kalmış bez bebekler bulunurdu. Ne var ki köyün en ilginç eşyası, büyükannesinden kalan ceviz ağacından dikiş kutusuydu. Kutunun kapağında ne kilit ne de anahtar deliği vardı. Yine de Lalin onu açmayı bir türlü başaramamıştı.
Bir sabah köy halkı tuhaf bir durumla karşılaştı. Bahçelerdeki çiçekler renklerini kaybetmiş, gökyüzü soluk bir örtüye dönüşmüş, kuşlar şarkı söylemek yerine yalnızca sessizce dallarda beklemeye başlamıştı. Çocuklar oyun oynuyor, fakat hiçbir oyundan eskisi kadar keyif almıyordu. Fırıncı Nergis teyzenin çörekleri bile mis gibi kokmasına rağmen neşeli görünmüyordu.
Lalin, büyükannesinin dikiş kutusunu pencerenin önüne koydu. “Belki köyümüzün eksik rengini bulmama yardım edersin,” diye fısıldadı. Tam o sırada kutunun içinden yumuşacık bir tıkırtı geldi. Lalin kapağa dokununca kutu açıldı ve içinden dört küçük makara yuvarlandı. Birinde yeşil, birinde sarı, birinde gümüş rengi, diğerindeyse gece mavisi iplik vardı. Kutunun dibinde de yıldız biçiminde, avuç içi kadar bir düğme duruyordu.
Düğmenin üzerinde dört küçük işaret bulunuyordu: filiz, güneş, yaprak ve kar tanesi. Lalin, bunun sıradan bir düğme olmadığını anladı. Büyükannesinin eski defterlerini karıştırırken şu cümleyi buldu: “Bir köy neşesini unutursa, mevsimlerin dikişi sökülür. Onu yeniden dikmek için her mevsimin kalbinden bir iyilik gerekir.”
Lalin önce baharın kalbini aramak için köyün arkasındaki taşlı yamaca gitti. Orada susuz kalmış küçük bir filiz gördü. Çevredeki çocuklardan yardım istedi. Birlikte yağmur oluğundan ince bir su kanalı açtılar ve filizi suladılar. Filiz birden iki parlak yaprak çıkardı. Yeşil makara ışıldayarak yıldız düğmesine ince bir iplik bağladı.
Sonra yazın kalbine ulaşmak için değirmenin yanındaki sıcak tarlaya yürüdü. Tarlada çalışan çiftçi Cemal amcanın sepeti devrilmiş, topladığı kayısılar yola saçılmıştı. Lalin, tek başına devam etmek yerine kayısıları toplamaya koyuldu. Onu gören köylüler de yardıma geldi. Sepet dolunca Cemal amca herkese birer kayısı ikram etti. Sarı makara parladı ve düğmeye ikinci bir dikiş attı.
Sonbaharın kalbi, köy meydanındaki yaşlı kestane ağacının altında saklanıyordu. Ağacın dallarındaki yapraklar dökülmüş, dallardan biri de kırılmıştı. Lalin, düşen yaprakları özenle topladı ve kırık dala yumuşak bir bez bağladı. O sırada ağacın kovuğundan minik bir kirpi çıktı. Kirpi, Lalin’e parlak kahverengi bir yaprak uzattı. Gümüş renkli makara, düğmede üçüncü izi oluşturdu.
Kışın kalbini bulmak daha zordu. Lalin, gece mavisi makarayı izleyerek köyün en sessiz evine ulaştı. Bu evde yalnız yaşayan Suna ninenin sobası sönmüş, odası serin kalmıştı. Lalin hemen komşuları çağırdı. Biri odun getirdi, biri çorba pişirdi, biri de Suna nineye sıcak bir battaniye ördü. Ev ısındıkça ninenin yüzü aydınlandı. Gece mavisi iplik de düğmeye son dikişi attı.
Dört dikiş tamamlanınca yıldız biçimli düğme havaya yükseldi. İçinden renkli ışıklar çıkarak köyün üzerinde döndü. Solgun çiçekler yeniden açtı, gökyüzü maviye kavuştu, kuşlar şarkı söylemeye başladı. Köylüler, renklerin yalnızca boyalardan değil, paylaşılan iyiliklerden doğduğunu anladı.
Lalin dikiş kutusunu yeniden kapattı. O günden sonra köyde herkes, zor zamanlarda önce birbirine yardım etmeyi alışkanlık haline getirdi. Çınarlıdere’de anlatılan masal örnekleri arasında bu hikâyenin özel bir yeri oldu; çünkü çocuklar, en küçük iyiliğin bile koca bir mevsimi değiştirebileceğini öğrendi.




