Deyim Hikayeleri

Damlaların Biriktirdiği Şarkı

Gümüşpınar köyünde yaz mevsimi uzun sürer, dereler incecik iplikler gibi kıvrılarak sessizleşirdi. Köyün ortasındaki eski çeşme de günlerdir tek bir damla su vermiyordu. Çeşmenin başında duran taş kurnada yalnızca güneşin parıltısı kalmıştı. Köylüler uzaklardaki pınardan kovalarla su taşıyor, fakat yol uzadıkça herkesin omuzları biraz daha yoruluyordu.

On iki yaşındaki Lalin, çeşmenin yanında yaşayan yaşlı değirmenci Duru Dede’yi ziyaret etti. Duru Dede, çeşmenin çatlamış taşlarını okşayıp, “Bu çeşme nice yaz gördü. Suyun yolu kapanmış olabilir ama umut yolu kapanmaz,” dedi. Lalin hemen kazma kürek aramak istedi. Duru Dede ise gülümseyerek, “Bazen büyük işler, küçücük bir başlangıcın peşinden gider,” diye karşılık verdi.

Ertesi sabah Lalin, tepenin yamacında parlayan minicik bir su damlası buldu. Damla, yosunlu bir kayanın altından çıkıyor ve toprağa karışmadan önce yuvarlak bir çukura düşüyordu. Lalin, çukurun çevresine taşlar dizip damlayı küçük bir kaba yönlendirdi. Akşama kadar kap ancak bir avuç suyla doldu. Köyün bazı çocukları bunu görünce güldü.

“Bir avuç suyla koskoca çeşme mi dolacak?” diye sordu Poyraz. Lalin, kabı dikkatlice çeşmenin yanına taşıdı. “Bugün bir avuç, yarın belki iki avuç,” dedi. “Damlaya damlaya göl olur.” Bu söz, köyde daha önce duyulmuş olsa da kimse onu böyle yakından düşünmemişti. Lalin için deyim, artık yalnızca söylenen bir söz değil, sabırla büyüyen bir plandı.

Ertesi gün Poyraz da yamaca çıktı. Damlaların önüne düşen yaprakları temizledi. Bir başka çocuk, suyun akışını hızlandırmak için ince dallardan küçük bir oluk yaptı. Fırıncı Neşet Usta eski bakır tasını getirdi. Dokumacı Suna Hanım, su kaplarının üzerine isimler yazdı ki kimse sırasını şaşırmasın. Herkes el ele verince minicik su yolu, gümüş renkli bir çizgiye dönüştü.

Yine de iş kolay değildi. Bir gece ansızın esen sert rüzgâr, dallardan yapılan oluğu dağıttı. Sabah çocuklar yamaca çıktığında suyun yeniden toprağa karıştığını gördüler. Poyraz’ın yüzü asıldı. “Boşuna uğraşıyoruz,” dedi. Lalin de üzülmüştü ama Duru Dede’nin sözlerini hatırladı: Büyük işler, küçücük bir başlangıcın peşinden gider. Çocuklar bu kez oluğu daha sağlam yapmak için köylülerden yardım istedi.

Çömlekçi Meryem Ana, pişmiş topraktan birbirine geçebilen kısa borular yaptı. Marangoz Rıza, boruları tutacak tahta ayaklar hazırladı. Arıcılar, yamaca zarar vermeden yürüyebilecekleri taş basamaklar döşedi. Herkes kendi becerisini ortaya koydu. Damlalar borulardan geçerken ince bir ezgi çıkarıyor, bu ses köy meydanına kadar ulaşıyordu. Çeşme henüz akmıyordu ama umut artık herkesin evine girmişti.

Günler boyunca kaplar doldu, dolanlar çeşmenin arkasındaki büyük taş hazneye aktarıldı. Başta su seviyesi bir parmak bile yükselmedi. Sonra iki parmak, ardından bir avuç kadar arttı. Çocuklar her sabah ölçüm yapıyor, sayıları tahta bir levhaya yazıyordu. Levhada büyüyen çizgi, köyün sabrını gösteren renkli bir merdivene benziyordu.

On yedinci günün sabahında, Lalin çeşmenin başına geldiğinde taş kurnadan ince bir ses duydu. Önce tek bir damla düştü. Ardından bir damla daha… Sonra su, kurnanın içine gümüş bir ip gibi akmaya başladı. Lalin sevinçle bağırınca bütün köy meydana koştu. Poyraz, “Demek gerçekten oluyormuş!” diyerek arkadaşına sarıldı.

Duru Dede, çeşmenin önüne küçük bir tahta levha astı: “Bir damlayı küçümseme; sabırla birleşen her iyilik büyür.” Köylüler bu yazıyı her gördüklerinde, çeşmeyi yeniden canlandıran şeyin yalnızca su olmadığını hatırladı. Paylaşmak, beklemek, vazgeçmemek ve birbirine yardım etmek de o akışın içindeydi.

O yazdan sonra Gümüşpınar’da her çocuk, çeşmenin başında bir damla kadar küçük bir iyilik yapmaya söz verdi. Kimi yaşlılara su taşıdı, kimi kırılan bir kapıyı onardı, kimi de yalnız oturan bir komşusuna selam verdi. Lalin ise akan suyun sesini dinlerken gülümsedi. Çünkü bazı büyük göller, dünyaya görünmeyen küçücük damlaların sabırlı yolculuğuyla oluşurdu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu