4 Yaş Masalları

Çorap Treniyle Gelen Renkli Sabah

Arda’nın odasında her sabah küçük bir çorap karışıklığı yaşanırdı. Çekmecesinde mavi çoraplar kırmızı çoraplarla, çizgili çoraplar benekli çoraplarla yan yana dururdu. Arda ne kadar arasa da hiçbir zaman aynı çifti bulamazdı.

Bir sabah yatağının altında parıldayan sarı bir düğme gördü. Düğmeye dokununca odanın köşesinden incecik bir düdük sesi geldi. Arda eğilip baktı. Halının altında, avuç içi kadar küçük bir ray uzanıyordu. Ray, pencereden dışarı çıkıyor ve bahçedeki çiçeklerin arasından kıvrılarak ilerliyordu.

Arda merakla rayı takip etti. Bahçenin ortasında, ceviz kabuğu büyüklüğünde bir tren duruyordu. Trenin vagonları düğmelerden, tekerlekleri tahta makaralardan yapılmıştı. Önünde de yeşil şapkalı, minik bir fare bekliyordu.

“Benim adım Fındık,” dedi fare. “Bu, Çorap Treni. Yalnız kalan çorapları bulur, onları doğru eşleriyle buluştururuz. Fakat bugün trenimiz çalışmıyor.”

Arda trenin yanına eğildi. “Neden çalışmıyor?” diye sordu.

Fındık, cebinden minicik bir liste çıkardı. Listede üç görev yazıyordu: “Bir çorabı dinle, bir çorabı neşelendir, bir çorabı evine götür.”

İlk durak, bahçenin arkasındaki erik ağacıydı. Ağacın dalında tek başına duran uzun, sarı bir çorap vardı. Çorap rüzgâr estikçe sallanıyor ama hiç ses çıkarmıyordu. Arda onu dikkatle dinledi. Çorabın içinden hafif bir hıçkırık duyuldu.

“Eşim olmadan çok yalnızım,” diyordu sarı çorap.

Arda onu hemen trene aldı. Fındık, çorabı yumuşak bir yastığın üzerine oturttu. Tren düdüğünü çaldı ve rayların üzerinde şıkır şıkır ilerledi.

İkinci durakta pembe bir çorap, çitin üzerinde somurtarak duruyordu. Fındık ona komik bir şapka taktı ama çorap gülmedi. Arda, cebinden küçük bir taş çıkardı ve taşı çorabın içine koyarak “Bu, sana yol boyunca arkadaşlık etsin,” dedi. Pembe çorap önce şaşırdı, sonra gülümsemeye başladı. Meğer onu neşelendiren şey büyük bir oyuncak değil, hatırlanmakmış.

Üçüncü durak, kasabanın eski değirmeninin yanındaki sepetti. Sepetin içinde birbirine benzeyen iki kahverengi çorap vardı. Biri Arda’nın, diğeri ise komşu çocuğu Ece’nin çorabıydı. Arda kendi çorabını hemen tanıdı. Sonra durup düşündü. Ece’nin çorabı da uzun zamandır yalnızdı.

“Önce Ece’ninkini evine götürelim,” dedi Arda.

Fındık sevinçle düdüğü çaldı. Çorap Treni, kahverengi çorabı Ece’nin kapısına kadar taşıdı. Ece kapıyı açınca çorabına sarıldı. “Seni çok aradım!” dedi. Ardından kendi çekmecesinden Arda’nın çorabını çıkarıp ona verdi. İki çorap yeniden eş olmuştu.

Tren birden ışıl ışıl parladı. Vagonların üzerindeki düğmeler renk değiştirdi, raylar çiçeklerin arasından altın bir yol gibi uzandı. Fındık, Arda’ya küçük bir düdük verdi.

“Bugün trenin en önemli vagonu sendin,” dedi. “Çünkü eşyaların da canlıların da bazen yalnız kaldığını fark ettin.”

Arda eve döndüğünde çekmecesini açtı. Çoraplarını renklerine göre ayırdı, tek kalanları da küçük bir sepete koydu. Sepetin üzerine bir kâğıt yapıştırdı: “Eşi aranan çoraplar.”

O günden sonra kasabada kim bir çorap bulsa onu çöpe atmadı. Çoraplar sepete kondu, Çorap Treni de her sabah neşeli düdüğüyle yola çıktı. Arda ise her güne aynı düşünceyle başladı: Bir şeyi bulmanın en güzel yolu, onu ararken başkasına da yardım etmekti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu