Gizemli Çığlık

Gece Yarısı Sokağı
Şehre döneli çok olmamıştı; iş yüzünden ayrılmıştım, dönüş ise bir kısa moladan fazlasını getirmişti. İlk akşamım, eski evimin penceresinden sokak lambasının solgun ışığını izlerken geçti. Her şey olması gerektiği gibiydi: kapı zili sessiz, komşuların ışıkları kısıktı, rüzgâr ağaçların dallarını usul usul sallıyordu. Ta ki o ses gelene kadar.
İlk duyduğumda kalp atışlarım hızlandı. Uzaktan, derin bir çığlık yükseliyordu; insanın içine işleyen, anlamı belirsiz bir sesi andırıyordu. Etrafta başka bir ses yoktu; sadece o yankılanan not, geceyi yırtarak ilerliyordu. Pencereden dışarı baktım ama ne gördüğümü tam seçemedim. Sokağın ucunda, sararmış bir sokak lambası, cismin şeklini bulanıklaştırıyordu.
İz Sürmek
Çığlığın kaynağını bulmak için dışarı çıktım. Kapıyı sessizce kapattım, anahtarın sesi küçük ama gerçekti. Asfalt, ayaklarımın altında hafifçe çatırdadı. Evlerin önündeki çöp kutuları tek tek gözlerimin önünden geçti, kapı önlerinde bir çift terlik, bir kedi gölgesi. Her şey normal görünüyordu; normalin sınırları ise o andan itibaren bulanıklaştı.
Sokağın yarısına geldiğimde, çığlık yeniden duyuldu. Bu kez daha yakın, daha keskin. Tüylerim ürperdi. Ses, bir insanın acısına benziyordu ama aynı anda bir şeylerin çağrısıydı sanki; anlaşılması zor, zamana ait olmayan bir çağrı. Gözlerimi karanlığa ayarladım ve adımlarımı yavaşlattım. Sesin geldiği yöne doğru ilerledim: eski bir apartmanın köşesi, kırık bir çöp kapağı, bir bisiklet yığınının arası.
Boşluk
Köşeye vardığımda kimse yoktu. Sadece rüzgârın sürüklediği birkaç kuru yaprak ve görmeye alıştığımdan daha uzun bir gölge vardı. Gölgeler kıvrılıyor, sokağın duvarlarına yabancı biçimler çiziyordu. Çığlık artık uzak bir yankı olmadı; sanki kulaklarımın içine fısıldıyor gibiydi. Bir an için aklıma dönüp eve gitmek geldi. Mantık, sokakta yalnız olmamayı, ışıkların olduğu yere çekilmeyi söylüyordu. Ama merak, soğuk bir merak, beni esir aldı.
İlerledim. Bir apartmanın giriş kapısının önünde durdum; ziline bastım. Cevap gelmedi. Kapının camı perdeler arkasından bakarken bile yüzü vermiyordu. Döndüğümde, sokağın diğer ucunda bir siluet gördüm. İlk anda insan sandım, ama duruşu ve hareketleri anırıyor gibiydi; sanki ses kadar gerçek değildi.
Anahtarın İçindeki Ses
Silüet kayboldu. Adımlarım hızlandı. Bir apartmanın merdivenlerine tırmanırken, bir çocuk ağlamasına benzeyen bir inilti duydum; kısa, yarım kalmış. Merdiven boşluğunun altından bir şey sürünüyordu sanki. Nefesimi tutup eğildim. Merdivenlerin gölgesinde küçük bir kapı vardı; yıllardır kapalı kaldığını bilirdim ama o gece kapağın kenarında yeni bir çizik, taze bir leke vardı.
Elimi kapıya uzattım; soğuktu. Kilit paslı olsa da zorlanmadan açıldı. İçeriden soğuk bir hava çıktı, metal ve toprak kokusu karışımı. Bir adım attım. Kapı kapanırken arkamdan bir çarpma sesi duyuldu, ama dışarıdaki sokak halen sessizdi. İçeride hiçbir ışık yoktu; yalnızca uzaklardan gelen bir damla sesi, aralıksız, ritmik.
Yüz Olmayan Şey
Bir köşede, yere yığılmış bir kumaş parçası vardı. Uçları çürümüş ve ıslaktı. Kumaşın altında bir şey hareket etti; sonra durdu. Öyle bir hızla geri çekildim ki dizlerim titredi. Gözüm, yerde bir iz fark etti: topuklardan başlayan sürünme izleri, tozun arasına işlenmiş. İzler kapıya doğru gidiyordu, benim geldiğim yöne. Yani bir zamanlar bu boşlukta kimse yoktu, ama şimdi vardı — ve burada bırakmıştı izlerini.
O anda, sokağın dışından çığlık bir kez daha yükseldi; bu kez daha düşük, daha yakın. Kulaklarım çınladı ve sonra, sanki fısıltı gibi, arkamda bir ses: “Neredesin?” diye bir kelime. Ses ne insanın ne de tamamen hayvanın sesi gibiydi. Başımı çevirdim; giriş panorama halinde bomboştu. Yine aynı boşluk, yine aynı gölgeler.
Dönüş
İçeride kalmak mantıksızdı. Dışarı çıktım, kapıyı kapattım ve kilidi arkadan çektim. Adımlarım sokağın boyunca hızlıca ilerledi. Arkama bakmadım; sadece evime, ışığın olduğu odaya doğru koştum. Pencereden içeri girdiğimde, oturduğum koltukta küçük bir nesne gördüm: temizlenmiş bir taş parçası. Elde tutunca hâlâ ılık bir sıcaklık yayıyordu.
Ertesi sabah baktığımda taşın arkasında bir çizik vardı; sanki küçük bir isim kazınmıştı ama okumak mümkün değildi. O günden sonra çığlık tekrar duyulmadı. Ama her gece, kapının kilidini birkaç kez kontrol ederim. Sessizlik bazen beklenmedik bir sesin başlayacağı anın ta kendisidir. Ve ben, o gece duyduğum çığlığın hâlâ bir yerlerde beklediğini hissediyorum.



