Prenses Ayşe’nin Korku Dolu Hikayesi

Kalenin İçindeki Sessizlik
Kalenin taş duvarları, rüzgârın uğultusu ve uzaktaki bayraktarın zilleri dışında uzun zamandır gündelik sesleri kaybetmişti. Saraydaki odalar geniş ve soğuktu; şöminelerin küllerinden yayılan ısı bile duvarlardaki gölgeleri eritmeye yetmiyordu. Ayşe, genç yaşına rağmen sarayın boşluğunu bir ev gibi değil, bir bekleyiş gibi hissediyordu. Bekleyişin içinde ise hep aynı ses vardı: koridorların sonunda sürüklenen bir şeyin titreşimi.
Eski Bir Portre ve Fısıltılar
Kütüphanenin köşesinde, tozla kaplı bir portre asılıydı. Yüzyıllar önce yaşamış bir atanın resmi; gözleri cam gibi parlak, kaşları gölgeye karışmıştı. Ayşe, portreye bakarken duvardan gelen ince bir fısıltı duydu. Başlangıçta kendi hayalinin oyunu sandı. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde fısıltılar sıklaştı, bazen bir isim gibi kıvrıldı: Ayşe. Sesler ne kadar naftalsa, içlerindeki beklenti o kadar soğuktu.
Kaybolan Hizmetçiler
Hizmetçiler birer birer yok olmaya başladı. Kimse sabahları yatağından kalkamıyor, akşam yemekleri yarım kalıyordu. Kayıplar gündelik bir keder halini almıştı; herkes bir açıklama aradı, kimse tatmin olmadı. Ayşe, kaybolanların odalarını ziyaret ettiğinde, yerdeki objelerin yer değiştiğini, aynaların kararmış olduğunu fark etti. Özellikle genç bir uşağın aynasında, yüzün bir an için başka bir şey halini aldığı görülmüştü: kişi aynaya bakarken arkasında biri belirmiş gibi bir gölge süzülüyordu.
Karanlıkta Gelen Ziyaretçi
Bir gece, sarayın giriş kapısında hafif bir dokunuş duyuldu. Ayşe, kalbinin kontrolsüzce hızlandığını hissederek merdivenlerden indi. Kapıyı açtığında kimse yoktu; sadece yerde eski bir mısra yazılı bir kağıt bulundu: “Içeride senin sesin bekler.” Kelimeler kuru mürekkeple, sanki yıllarca beklemişçesine solgundu. O andan sonra Ayşe’nin odasında ayna kendi kendine buğulandı, ardından camın içinde belirsiz bir yüzün silueti belirdi. Yüz, Ayşe’yi tanıyor gibiydi ve gözleri içinde özlenen bir acı vardı.
Aynanın Sırrı
Ayşe, aynanın kökenini araştırmaya karar verdi. Saray kayıtlarında eski bir ritüelden söz eden satırlar buldu; bir ayna, ruhların birbirine bakan taraflarını birleştirebilirmiş. Ritüelin ayrıntıları karanlığa gömülmüş olsa da, aynanın bir köprü işlevi gördüğü inancı korunmuştu. Ayşe, aynanın ardında ne olduğunu görmek istedi; merakı korkusunu bastırıyordu. Ayna karşısına geçtiğinde yanında bir mum yakarak derin nefes aldı.
Deneme
Mumun ışığında camın yüzeyi önce dalgalandı, sonra derin bir sessizlik çöktü. Gözünü kırpmadan bakarken, ayna başka bir odanın görüntüsünü yansıttı: boş bir beşik, eski bir oyun tahtası, duvarda solgun bir el izinin gölgesi. Sesler artık fısıltı değildi; uzak bir ağlama, eski bir ninni gibi kulaklarına doluyordu. Ayşe arkasını döndü, saray tamamen boştu. Döndüğünde ise ayna onu değil, sarayın daha önce kaybettiği birini gösteriyordu.
Seçim
Ayna, bir kapı gibi açılıyordu; karşı tarafta bekleyenlerin ruhları, sarayın kendi geçmişine sıkışmış parçalarıydı. Ayşe’ye bir teklif geldi: Onları huzura kavuşturmak için aynanın arkasına adım at, ya da onları burada bırakıp özgürlüğüne geri dön. Teklif basit ama ağırdı. Eğer aynanın ardına geçerse, sarayda kalacak izleriyle artık gerçek dünya ile arasındaki sınır bulanıklaşacaktı. Eğer gitmezse, kaybolanların sesleri hep kulaklarında kalacaktı.
Gecenin Ardından
Ayşe son bir kez koridorları dolaştı, herkesin bıraktığı izlere dokundu ve ayna karşısına geri döndü. Mumun fitilini söndürdü; odanın karanlığı onu yutarken, aynanın yüzeyi hafifçe titreşti. Ardından içeriye çekildiği hissiyle gözleri kararırken, sarayın duvarları bir kez daha sessizliğe gömüldü. Ertesi sabah saray, sakinliğini koruyordu; kimse kimsenin yerini hatırlamıyor, sadece aynanın önünde küçük bir halka mum külü bulunuyordu.
- Koridorlarda hala bir ayak sesi duyulduğu söylenir.
- Bazıları Ayşe’nin gölgesini gece nöbetlerinde gördüğünü iddia eder.
- Ayna, kapalı bir sandığın içinde saklı kalmıştır; anahtarı ise bir daha bulunamamıştır.




