Yaprakların Altındaki Kayıp Gülümseme

Yeşil Tepeler Vadisi’nde sabahlar, yaprakların arasından süzülen güneş ışıklarıyla başlardı. Vadinin en neşeli sakini, uzun boyunlu genç bir dinozor olan Luma’ydı. Luma, eğrelti otlarının arasından geçerken çiçeklere selam verir, küçük böceklerin kanat çırpışına ritim tutardı. En yakın arkadaşları ise sırtı zırhlı Pofuduk ve üç boynuzlu, meraklı Minikayak’tı. Üçü her gün yeni bir oyun bulur, vadideki herkesin yüzünü güldürürdü.
Bir sabah Luma, vadinin ortasındaki Parıltılı Yaprak’ta tuhaf bir değişiklik fark etti. Bu büyük yaprak, yıllardır güneş doğduğunda altın gibi parlar ve çevresine tatlı bir sıcaklık yayardı. O günse yaprak solgun, damarları da gümüş rengindeydi. Daha da şaşırtıcısı, vadideki dinozorların hiçbiri gülümsemiyordu. Brontolar sessizce oturuyor, küçük kertenkeleler oyun oynamıyor, kuşlar bile şarkı söylemek yerine dallarda düşünceli düşünceli bekliyordu.
Luma, yaşlı bilge Ankilo Nine’nin yanına koştu. Ankilo Nine, çiçek desenli kabuğunun üstüne düşen bir yaprağı nazikçe silkeleyerek, “Parıltılı Yaprak’ın kalbinde saklanan neşe çiyi kaybolmuş,” dedi. “Bu çiy, vadideki canlıların birbirine verdiği küçük mutluluklardan oluşur. Onu bulmak için üç şeyi hatırlamak gerekir: dikkatle dinlemeyi, gönülden yardım etmeyi ve sevincini paylaşmayı.”
Minikayak hemen kuyruğunu salladı. “Öyleyse aramaya başlayalım!” dedi. Pofuduk, kaybolan neşe çiyinin vadideki üç eski işaretten birinde saklanabileceğini öğrendi: Şarkı Söyleyen Taş, Serin Gölge Mağarası ve Uykucu Çınarın kökleri. Arkadaşlar, güneş tepeye yükselmeden bu üç yeri ziyaret etmeye karar verdiler.
İlk olarak Şarkı Söyleyen Taş’a vardılar. Taşın içinden ince, titreşimli bir ses geliyordu ama ses tamamlanamıyor, her seferinde yarıda kesiliyordu. Luma, taşın yanında ağlayan minicik bir kuş fark etti. Kuşun yuvasından düşen tüyler, taşın üzerindeki küçük çatlakları kapatmıştı. Pofuduk tüyleri dikkatle topladı, Minikayak da yuva dallarını yerine taşıdı. Kuş rahatlayınca kanatlarını çırptı ve neşeli bir ezgi söyledi. Taşın şarkısı yeniden tamamlandı. İçinden bir damla mavi ışık süzüldü.
İkinci işaret Serin Gölge Mağarası’ndaydı. Mağaranın girişinde yaşlı bir stegozor, ağır sepetini tek başına taşımaya çalışıyordu. Sepette, susayan yavrular için tatlı meyveler vardı. Luma boynunu uzatıp sepeti sırtına aldı, Pofuduk yoldaki taşları kenara itti, Minikayak da önden giderek güvenli yolu gösterdi. Stegozor onlara teşekkür edince mağaranın duvarlarında yeşil ışıklar belirdi. Bir damla daha ışık, mağaranın serin havasında dönerek arkadaşların yanına kondu.
Son durak Uykucu Çınardı. Köklerin arasında, toprağa gömülmüş yuvarlak bir taş buldular. Taşın üstünde herkesin kendi sevincini saklayabileceği kadar küçük bir oyuk vardı. Luma, bulduğu iki ışık damlasını oyuğa bıraktı. Fakat taş parlamadı. Minikayak kaşlarını çattı. “Bir şey eksik,” dedi. Pofuduk, “Belki de üçüncü şey, yani sevincimizi paylaşmak,” diye düşündü.
O sırada Luma, gün boyunca ne kadar mutlu olduğunu fark etti. Kuşun şarkısını dinlemek, stegozora yardım etmek ve arkadaşlarıyla birlikte yol almak ona çok iyi gelmişti. Bu mutluluğu kendine saklamak yerine yüksek sesle anlattı. Minikayak kendi komik zıplamasını, Pofuduk da gizlice biriktirdiği komik yaprak şapkasını paylaştı. Üç arkadaş öyle içten güldü ki çınarın kökleri hafifçe sallandı.
Yuvarlak taş birdenbire ışıl ışıl parladı. İçinden yükselen üç renkli ışık, vadinin ortasına kadar uzandı ve Parıltılı Yaprak’ın kalbine yerleşti. Yaprak yeniden altın rengine döndü. Vadideki dinozorların yüzlerinde önce küçük bir tebessüm, sonra kocaman gülüşler belirdi. Kuşlar şarkı söyledi, yavrular meyvelerle oynadı, yaşlılar bile neşeli adımlarla yürüdü.
O günden sonra Luma, Pofuduk ve Minikayak her sabah vadide bir iyilik aramaya başladılar. Bazen bir yuvayı onarıyor, bazen bir dostlarını dinliyor, bazen de güzel bir anıyı herkesle paylaşıyorlardı. Parıltılı Yaprak ise her gün biraz daha ışıldıyordu. Çünkü vadide yaşayanlar artık mutluluğun uzaklarda saklanmadığını biliyordu: Neşe, dikkatle dinlenen bir seste, uzatılan yardımsever bir boyunda ve paylaşılan içten bir gülüşte büyüyordu.



