Sarı Çizmenin Unuttuğu Dönemeç

Arda, küçük bir kasabanın en yüksek sokağında yaşayan, soru sormayı çok seven bir çocuktu. Okuldan dönerken her gün farklı bir taşın biçimine, kuşların uçuşuna ve dükkânların tabelalarına dikkat ederdi. Bir yağmur akşamı, kaldırımın kenarında tek bir sarı çizme buldu. Çizme tertemizdi, üstelik üzerinde minicik bir gülümseme resmi vardı.
Arda çizmenin eşini bulmak için sokağı dikkatle aradı. Çitlerin altına baktı, çiçek saksılarını kontrol etti, hatta mahallenin bakkalı Rıza Amca’ya sordu. Kimse çizmenin kime ait olduğunu bilmiyordu. Rıza Amca, “Belki de sahibi onu bilerek bırakmıştır,” dedi. Arda bu cevabı düşünerek yoluna devam etti.
O sırada sarı çizmenin burnu hafifçe parladı. Arda şaşkınlıkla geri çekildi. Çizme, kaldırımın kenarında duran beyaz tebeşir izini takip eder gibi kendi kendine ilerledi. Önce iki adım gitti, sonra durdu. Arda onu yerden aldı ve izlerin peşine düştü. Tebeşir çizgisi, evlerin arkasındaki eski sebze bahçesine kadar uzanıyordu.
Bahçede artık sebze yetişmiyordu. Fakat ortasında, tahtadan yapılmış yuvarlak bir tabela vardı. Tabelada “İyilik Durağı” yazıyordu. Arda daha önce burada böyle bir yer görmemişti. Tabelanın altında üç küçük kutu duruyordu. Birinde “Bulduğun eşyalar”, diğerinde “Paylaşmak istediklerin”, üçüncüsünde ise “Güzel fikirler” yazıyordu.
Sarı çizme, “Bulduğun eşyalar” kutusunun önünde durdu. Arda çizmenin içine baktı. İç tabanında katlanmış bir kâğıt vardı. Kâğıtta şu cümle yazıyordu: “Bir şeyi kaybeden, bazen onu ararken bir başkasının ihtiyacını fark eder.” Arda bu sözün ne anlama geldiğini düşünürken bahçe kapısında ağlamaklı bir ses duydu.
Gelen kişi, okulun yeni öğrencisi Ece’ydi. Ece’nin elinde yağmurluğu, omzunda çantası vardı; ancak eve giden yolu bulamıyordu. Kasabaya yeni taşındıkları için sokakları henüz öğrenememişti. Arda hemen ona yardım etmek istedi. Sarı çizmenin yanında duran tebeşiri aldı ve güvenli yolu kaldırıma küçük oklarla çizdi. Böylece Ece, ertesi gün okula gelirken yolu kolayca bulabilecekti.
Ece, Arda’ya teşekkür etti. Sonra çantasından hiç açmadığı renkli kalemleri çıkardı. “Bunları paylaşmak istediklerim kutusuna bırakabiliriz,” dedi. Arda da evinde fazladan bulunan birkaç defteri getirmeye karar verdi. İki çocuk birlikte kutuları düzenledi. Buldukları bir mendili, sahibini bulana kadar kutuya koydular; güzel fikirler kutusuna da mahallede kitap okuma saati yapılmasını yazdılar.
Ertesi sabah çocuklar İyilik Durağı’nı arkadaşlarına anlattı. Herkes evinden kullanmadığı ama başkasına yarayabilecek bir eşya getirdi. Kimi kitap bıraktı, kimi oyuncak, kimi de yardım etmek için güzel bir öneri yazdı. Bahçenin kapısına yeni bir tabela asıldı: “Burada herkesin iyiliğine yer var.”
Arda, sarı çizmenin sahibini hâlâ bulamamıştı. Bir hafta sonra okulun temizlik görevlisi Nermin Hanım, çizmenin eşini getirdi. Çizmeyi yağmurda bahçeye giderken düşürmüş, sonra bulamayınca çok üzülmüştü. Meğer onu İyilik Durağı’na götüren küçük çizme, Nermin Hanım’ınmış. Nermin Hanım, çocukların yaptıklarını görünce gülümsedi.
“Demek çizmem yolunu kendi seçmiş,” dedi.
Arda başını salladı. O günden sonra kasabada kimse “Bu benim işim değil,” demedi. Çünkü herkes, küçücük bir yardımın bile büyük bir mutluluğa dönüşebileceğini öğrenmişti. Sarı çizmeler ise yağmurlu günlerde bahçenin kapısında durdu. Ne zaman biri bir iyilik yapmayı unutsa, çizmelerden biri hafifçe parlayarak ona doğru yolu hatırlattı.
İyiliğin İzini Sürmek
Bu masalda çocuklar, kaybolan bir eşyanın peşinden giderken paylaşmanın, yol göstermenin ve birlikte düşünmenin değerini keşfediyor. Küçük davranışların çevremizi nasıl güzelleştirebileceğini öğrenen Arda ve Ece, mahallelerine neşe katıyor.




