Atatürk'ün Çocukluk Anıları

Selanik’in Güneşli Avlusunda Büyüyen Düş

Bu masal, Atatürk’ün çocukluk anılarından ve onun Selanik’te geçen ilk yıllarından ilhamla hazırlanmıştır. O zamanlar adı Mustafa olan küçük bir çocuk, güneşli sokakları, deniz kokan rüzgârı ve her gün yeni bir soru soran merakıyla tanınırdı.

Selanik’teki evlerinin avlusunda yaşlı bir dut ağacı vardı. Mustafa, okuldan döndüğünde çoğu zaman ağacın gölgesine oturur, yaprakların arasından gökyüzünü seyrederdi. Bir gün annesi Zübeyde Hanım, onun elindeki küçük çubuğu fark etti.

“Yine neyi düşünüyorsun Mustafa?” diye sordu.

Mustafa, toprağa çizdiği yolları gösterdi. “İnsanlar bir yere giderken neden bazı yollar taşlı, bazı yollar düz oluyor? Herkes için yolları güzelleştirmek mümkün değil mi?” dedi.

Annesi gülümsedi. “Güzel bir soru. Büyük işler, çoğu zaman böyle sorularla başlar,” diye karşılık verdi.

Mustafa’nın çocukluğu yalnızca oyunlarla geçmiyordu. O, çevresindeki her şeyi dikkatle inceliyordu. Kaldırım taşlarının arasından çıkan küçücük otları, limanda çalışan insanların sabrını, komşularının birbirine uzattığı ekmeği ve akşamları evlere dolan sohbetleri dinliyordu. Ona göre her insanın anlatacak değerli bir sözü vardı.

İlk gittiği okulda dersler beklediği gibi gitmeyince içinde bir huzursuzluk oluştu. Fakat kısa süre sonra Şemsi Efendi Okulu’na başladı. Bu okulda öğretmeni çocukların yalnızca ezber yapmasını istemiyor, düşünmelerini ve soru sormalarını teşvik ediyordu. Mustafa, kendini burada daha rahat hissediyordu.

Bir gün öğretmen sınıfa küçük bir pusula getirdi. Pusulanın ibresi, hangi yöne çevrilirse çevrilsin sonunda kuzeyi gösteriyordu. Çocuklar şaşkınlıkla ona bakarken Mustafa elini kaldırdı.

“Öğretmenim, insanın da böyle bir yönü olmalı mı?” diye sordu.

Öğretmeni, “Olmalı,” dedi. “Fakat insanın yönünü bulmasına aklı, bilgisi ve vicdanı yardım eder.”

Mustafa o gün eve dönerken pusulayı düşünüyordu. Kendi içindeki pusulanın merak, çalışkanlık ve doğruluk olduğunu fark etti. Ne zaman bir arkadaşının haksızlığa uğradığını görse onun yanında duruyor, ne zaman bir konuda bilmediği bir şey olsa öğrenmek için çabalıyordu.

Bir öğleden sonra mahalledeki çocuklar, kırılmış bir tahta arabayı paylaşamadıkları için tartışmaya başladılar. Kimi arabayı kendisinin bulduğunu, kimi de tekerleğini kendisinin onardığını söylüyordu. Mustafa onları dinledi ve şöyle bir öneride bulundu:

“Araba hepimizin. Önce birlikte onaralım, sonra sırayla kullanalım. Birimizin sevincini diğerleri de paylaşırsa oyun daha uzun sürer.”

Çocuklar kabul etti. Tahtaları bir araya getirdiler, gevşeyen ipi bağladılar ve arabayı yeniden çalıştırdılar. O gün Mustafa, bir işi tek başına başarmanın güzel olduğunu, fakat birlikte düşünmenin daha güçlü sonuçlar doğurduğunu öğrendi.

Akşam olunca babası Ali Rıza Efendi eve geldi. Mustafa, gün boyunca yaşadıklarını anlattı. Babası onu dikkatle dinledi ve “İnsan, kendini yetiştirdikçe çevresine de ışık olur,” dedi. Bu söz, Mustafa’nın zihninde uzun süre kaldı.

Yıllar geçti. Küçük Mustafa’nın soruları büyüdü, hayalleri genişledi, çalışkanlığı hiç eksilmedi. Selanik’in o güneşli avlusunda başlayan merak, onu bilgiyi seven, milletine güvenen ve zorluklar karşısında yılmayan bir öndere dönüştürdü.

Masalımızın sonunda yaşlı dut ağacının yaprakları usulca hışırdadı. Sanki ağaç, küçük Mustafa’nın yıllar önce toprağa çizdiği yolları hatırlıyordu. Çünkü bazı çocukluk soruları, insanın bütün hayatına yön veren kocaman cevaplara dönüşür.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu