Modern Masallar

Kaldırımın Altında Uyuyan Nezaket

Gümüşova Mahallesi’nde kaldırımlar sıradan taşlardan yapılmazdı. Her taşın altında minicik bir ışık, ışığın yanında da mahalleye yararlı bir özellik bulunurdu. Biri yere çöp attığında taşlar kibarca parıldar, yağmur yağınca kaygan yolları işaretler, yaşlıların geçtiği yerlerde yumuşacık bir yol sesi çıkarırdı. Gümüşova, modern masalların en şaşırtıcı köşelerinden biriydi.

On bir yaşındaki Bora, bu akıllı kaldırımları herkesten çok severdi. Okula giderken taşların renk değiştirmesini izler, hangi köşede hangi sürprizin saklandığını tahmin ederdi. Fakat bir pazartesi sabahı mahallenin bütün ışıkları söndü. Kaldırımlar ne çöpü gösterdi ne de yağmurun gelişini haber verdi. İnsanlar telefonlarına bakıp çözüm aradı, belediyenin uygulamasına peş peşe bildirimler gönderdi. Yine de taşlar sessiz kaldı.

O gün Bora, okul dönüşünde ayağının altında hafif bir tıkırtı duydu. Eğilip baktığında, kaldırımın kenarında avuç içi kadar yuvarlak bir kapak gördü. Kapağın üzerinde tek bir cümle yazıyordu: “Nezaket enerjisi tükenmiştir.”

“Nezaket enerjisi de ne demek?” diye mırıldandı Bora.

Kapak, onun sorusunu duymuş gibi yavaşça açıldı. İçeriden mavi tulumlu, kablo saçlı, gözleri iki küçük ekran olan bir bakım robotu çıktı.

“Ben Pırpır,” dedi robot. “Kaldırımların görünmeyen iyiliklerini toplarım. Birinin düşen kitabını kaldırması, sırada bekleyen birine yer vermesi, susayan bir hayvana su bırakması… Bütün bunlar taşları çalıştırır. Son haftalarda herkes nezaketi telefon uygulamasına bildirmeye başladı ama kimse iyiliği yapmayı hatırlamadı.”

Bora şaşırdı. “Ama insanlar sürekli yardım istiyor.”

“Yardım istemek kolay,” dedi Pırpır. “Birbirini fark etmek daha değerli. Nezaket enerjisi, beğeni sayılarından değil, karşılık beklemeyen davranışlardan doğar.”

Bora, Pırpır’la birlikte mahallenin altındaki bakım tüneline indi. Tünel, kabloların ve parlayan boruların arasında uzanan gizli bir şehre benziyordu. Ortada büyükçe bir enerji haznesi vardı. Normalde içi altın renkli ışıklarla dolu olurdu; şimdi yalnızca bir kıvılcım titriyordu.

“Bir kıvılcım yetmez mi?” diye sordu Bora.

“Tek başına yetmez,” dedi Pırpır. “Ama çoğalabilir.”

Bora o akşam hiçbir şeyi uygulamaya bildirmeden küçük işler yapmaya başladı. Apartmanın girişinde ağır poşet taşıyan komşusuna kapıyı tuttu. Bisikletinin zinciri çıkan çocuğa yardım etti. Fırının önünde bekleyen yaşlı bir amcaya sırasını verdi. Eve dönerken de yağmurdan ıslanmış bir serçeyi kuru bir saçak altına bıraktı.

Ertesi sabah kaldırım taşlarından biri hafifçe parladı. Bora bunu görünce sevindi, fakat yalnızca kendisinin çabalaması yeterli değildi. Bu yüzden arkadaşlarına gizli tüneli anlattı. Çocuklar önce inanmadı, sonra birlikte denemeye karar verdiler. Biri okul bahçesindeki dağınık topları topladı, biri yeni gelen öğrenciyi sınıfa götürdü, bir diğeri kantinde unutulan beslenme çantasını sahibine ulaştırdı.

O gün mahallede tuhaf bir hareketlilik başladı. Kimse “iyilik yaptım” diye bağırmıyor, kimse fotoğraf çekmiyordu. İnsanlar yalnızca çevrelerine biraz daha dikkat ediyordu. Bir kadın, komşusunun kapısına sıcak çorba bıraktı. Bir tamirci, kırılan oyuncak arabayı ücretsiz onardı. Parkta oynayan çocuklar, yaşlı dut ağacının susadığını fark edip ona su taşıdı.

Gece olduğunda Gümüşova’nın bütün kaldırımları yeniden ışıldadı. Mavi, turuncu ve yeşil renkler sokak boyunca dalga dalga yayıldı. Pırpır’ın ekranında şu mesaj belirdi: “Şehir yeniden birbirini görüyor.”

Bora, mahallenin ışıklarının artık hiçbir zaman sönmeyeceğini düşündü. Pırpır ise başını iki yana salladı.

“Bazen yine sönebilir,” dedi. “Önemli olan, ışığın düğmesini nerede arayacağını bilmendir.”

Bora gülümsedi. O günden sonra herkes, iyiliği bir uygulamaya yüklemek yerine önce kendi elleriyle yapmaya başladı. Kaldırımlar da her sabah onlara sessizce yol gösterdi: Şehrin en güçlü teknolojisi, birbirini unutmayan kalplerdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu