Bir Düğmeye Sığan Gökyüzü

Ekin, yüksek binaların arasında, bisiklet yolları ve çiçekli balkonlarla çevrili Güneşliyaka Mahallesi’nde yaşardı. Mahallede her şey akıllıydı: Çöp kutuları dolunca haber verir, kaldırımlar yağmur yağmadan önce kaymaz olur, otobüs durakları da bekleyenlere masal anlatırdı. Yine de Ekin, bütün bu kolaylıkların arasında insanların birbirlerine eskisi kadar dikkatle bakmadığını düşünürdü. Herkes ekranına eğiliyor, aynı asansörde karşılaşan komşular bile yalnızca bildirimlerini okuyordu.
Bir cumartesi sabahı Ekin, kırık bir saksıyı onarmak için mahalle atölyesine giderken eski bir otobüs durağında durdu. Durağın bilgi ekranı çalışmıyordu; yalnızca köşesinde mavi bir düğme parlıyordu. Üzerinde ne bir işaret ne de açıklama vardı. Ekin düğmeye dokununca ekran birden aydınlandı ve şu cümle belirdi: “Bir dileği seçmek için önce bir iyiliği fark et.”
Ekin çevresine baktı. Yolun kenarında, ağır çantasını taşımaya çalışan emekli saatçi Bay Numan vardı. Ekin hemen yanına gidip çantayı atölyesine kadar taşıdı. Bay Numan teşekkür edip cebinden küçücük bir metal parça çıkardı. “Bu düğmeye ben de yıllar önce rastlamıştım,” dedi. “O, dilekleri gerçekleştirmez. İnsanların zaten yapabileceği iyilikleri görünür kılar. Fakat her düğmeye basışın bir bedeli vardır: Seçtiğin dilek, yalnız kendin için olamaz.”
Ekin, ekranın önüne döndüğünde üç seçenek gördü. Birincisi, mahallenin bütün ışıklarını onun istediği renge çevirmekti. İkincisi, bir gün boyunca herkesin onu dinlemesini sağlamaktı. Üçüncüsü ise adı yazılmamış, boş bir kutuydu. Ekin biraz düşündü ve boş kutuya dokundu. Ekranda yeni bir soru belirdi: “Bugün mahallede kimsenin istemeye çekindiği şey nedir?”
Ekin, gün boyunca bunu araştırdı. Fırıncı Neşe Hanım’ın dükkânının önünde oturacak bir bank istediğini, okul bahçesindeki küçük kardeşlerin yağmurda oyun oynayacak kapalı bir alan aradığını, apartman görevlisi Cemil Bey’in de herkesin çiçeklerini sularken kullandığı eski el arabasının tekerleğinin değişmesi gerektiğini öğrendi. En ilginci, hızlı teslimat yapan kuryelerin dinlenebileceği bir gölgelik bulunmamasıydı. Herkes bu sorunları biliyor, fakat çözümü başkasının düşüneceğini sanıyordu.
Ekin akşam olunca düğmeye yeniden bastı ve öğrendiklerini anlattı. Ekran bu kez mahalledeki bütün telefonlara aynı bildirimi gönderdi: “Bir dilek, birçok küçük el bekliyor.” İnsanlar önce şaşırdı. Sonra biri kullanılmayan tahta parçalarını getirdi, biri boya kutularını çıkardı, biri de tasarımını paylaşmak için tabletini açtı. Çocuklar renkli kâğıtlardan gölgelik için süsler hazırladı. Bay Numan el arabasının tekerleğini onardı. Fırıncı Neşe Hanım ise herkese sıcak çörek dağıttı.
Üç gün içinde durakların yanına bir bank, okul bahçesine yağmur çatısı, kuryeler için küçük bir gölgelik ve saksılarla çevrili bir dinlenme köşesi yapıldı. Üstelik bütün bunlar, mahallenin eski eşyaları değerlendirilerek gerçekleştirildi. İnsanlar iş yaparken telefonlarını ceplerine koymayı, birbirlerinin fikrini sormayı ve bir teşekkürün bazen en iyi bildirim olduğunu yeniden hatırladı.
Ekin son kez mavi düğmeye dokunduğunda ekran karardı. Düğme de ortadan kayboldu; yalnızca avucunda minicik bir ışık noktası kaldı. Bay Numan gülümseyerek “Dilek artık sende,” dedi. Ekin o ışığı cebine koymadı. Mahalle meydanındaki ortak panoya astı. O günden sonra Güneşliyaka’da biri bir eksikliği fark ettiğinde, hemen “Bunu kim çözecek?” diye sormak yerine “Ben ne yapabilirim, kimlerle paylaşabilirim?” derdi. Böylece modern şehirlerinin en parlak şeyi, ekranlar değil, birbirini gören insanların çoğalan iyiliği oldu.




