Mina’nın Cebindeki Küçük Salı

Mina, küçük bir kasabada yaşardı. Evleri, sarı taşlardan yapılmıştı. Kasabanın ortasında yuvarlak bir gölet vardı. Bu göletin suyu eskiden masmaviydi. Ördekler burada yüzerdi. Çocuklar kıyısında oyun oynardı.
Bir yaz sabahı Mina, göletin yanından geçerken durdu. Gölette çok az su kalmıştı. Suyun üstünde tek bir nilüfer yaprağı sallanıyordu. Ördekler başka yerlere gitmişti. Kasaba halkı üzgündü.
Mina, okul çantasını yere bıraktı. Kıyıdaki taşların arasında parlak bir şey gördü. Bu, avuç içi kadar küçük bir saldı. Salın iki tahta küreği vardı. Üzerinde de minicik bir not duruyordu.
Notta şöyle yazıyordu: “Beni doğru yere götüren, büyük bir iyilik bulur.”
Mina notu birkaç kez okudu. Sonra sala dikkatle baktı. Salın önünde küçük bir tahta kapak vardı. Mina kapağı açınca içinden yuvarlak bir düğme çıktı. Düğmenin üstünde mavi bir damla resmi vardı.
Mina, salı gölete bıraktı. Sal hiç hareket etmedi. Bir süre bekledi. Sonra salın kürekleri kendi kendine kıpırdadı. Sal, göletin ortasına doğru gitti. Mina da kıyıdan onu izledi.
Sal, nilüfer yaprağının yanında durdu. Düğme birden parladı. Göletin dibinden ince bir ses yükseldi.
“Su yalnızca bekleyene değil, arayana da görünür,” dedi ses.
Mina şaşırdı ama korkmadı. “Suyu nerede aramalıyım?” diye sordu.
Sal, kuzey kıyısındaki kuru otlara doğru ilerledi. Mina koşarak oraya gitti. Otların altında eski, yuvarlak bir taş buldu. Taşın üzerinde üç şekil vardı: bir kaşık, bir kuş ve bir yıldız.
Mina şekilleri anlamaya çalıştı. O sırada arkadaşı Efe geldi. Efe, elinde kırmızı bir kova taşıyordu.
“Ne arıyorsun?” diye sordu.
Mina ona notu ve taşı gösterdi. Efe bir süre düşündü. “Kaşık yemek içindir. Kuş gökyüzünü gösterir. Yıldız da geceyi anlatır. Belki bu taş bize üç ayrı yeri söylüyordur,” dedi.
İki arkadaş önce kasabanın aşevine gitti. Aşçı teyze onlara büyük bir kaşık verdi. Kaşığın sapında küçük bir çizgi vardı. Bu çizgi, kasabanın dışındaki tepeyi gösteriyordu.
Sonra tepeye çıktılar. Gökyüzünde beyaz bir kuş dönüyordu. Kuş, eski değirmenin yanına kondu. Mina ve Efe değirmenin çevresini aradı. Bir çuvalın arkasında camdan bir yıldız buldular.
Üç şekli yan yana koyunca taşın ortasında ince bir çizgi açıldı. Toprakta gizli bir yol ortaya çıktı. Yol, göletin altına doğru uzanıyordu.
Çocuklar hemen kasaba halkına haber verdi. Büyükler küreklerini aldı. Herkes birlikte çalıştı. Kimi toprağı kazdı. Kimi taşları taşıdı. Kimi de çocuklara su verdi.
Bir süre sonra yolun sonunda eski bir su borusu bulundu. Borunun ağzı yapraklarla ve çamurla kapanmıştı. Kasabanın marangozu boruyu temizledi. İlk başta yalnızca birkaç damla aktı. Sonra su ince bir ip gibi gölete süzüldü.
Gölet hemen dolmadı. Fakat herkes sabırla bekledi. Mina, her gün gölete uğradı. Efe, kıyıya küçük bir tahta işaret dikti. İşarette şöyle yazıyordu: “Suyu koru, iyiliği çoğalt.”
Üç gün sonra gölet yeniden parlamaya başladı. Ördekler geri geldi. Nilüfer yaprağı açtı. Çocuklar kıyıda sessizce sevindi.
Mina, küçük salı aradı. Salı taşların yanında buldu. Üzerindeki düğme artık parlamıyordu. Not da değişmişti. Yeni notta şu sözler vardı: “Büyük iyilik, küçük ellerin birlikte çalışmasıyla büyür.”
O günden sonra kasaba halkı göleti korudu. Her çocuk sırayla kıyıyı temizledi. Mina ise salı okulun kitaplığındaki cam kutuya koydu. Yanına bir kâğıt bıraktı: “Bir sorunun cevabı bazen tek kişide değil, birlikte düşünen herkestedir.”
Birlikte Düşünmenin Gücü
Bu olay, kasabadaki çocukların en sevdiği anıya dönüştü. Yeni gelen çocuklara da anlatıldı. Böylece küçük sal, yalnızca bir göleti değil, insanların kalbindeki yardımlaşma duygusunu da yeniden yüzdürdü. Bu, 1. sınıf hikayeleri arasında paylaşmayı anlatan özel bir öykü olarak yıllarca okundu.




