Suyun Hatırladığı Yeşil Şarkı

Uzak tepelerin arasında, sabahları çiy damlalarıyla parlayan küçük bir köy vardı. Köyün kıyısından Sedefli Dere geçerdi. Dere, taşların arasından kıvrılırken incecik bir şarkı söyler, söğüt dallarını usulca sallardı. Köylüler bu şarkıyla uyanır, kuşlar da suyun kenarında neşeyle kanat çırpardı.
Bu köyde Narin adında meraklı bir çocuk yaşardı. Narin, toprağın kokusunu, yaprakların fısıltısını ve yağmurdan önce havanın nasıl değiştiğini herkesten iyi fark ederdi. Bir sabah dere kenarına gittiğinde şarkının kesildiğini gördü. Sedefli Dere, yalnızca birkaç parlak su birikintisine dönüşmüştü.
Narin avuçlarını suya yaklaştırdı. Su, sanki çok uzaktan konuşuyormuş gibi hafifçe titreşti.
“Beni bul,” dedi görünmeyen bir ses. “Şarkımı taşların altında unuttum.”
Narin bu sözleri duyunca hemen köy meydanına koştu. Büyükler, derenin yukarı tarafındaki eski su yolunun yapraklar ve dallarla kapandığını biliyordu. Fakat kimse oraya gitmeye fırsat bulamamıştı. Çünkü yaz çok sıcak geçmiş, herkes tarlalarıyla ilgilenmek zorunda kalmıştı.
Narin, arkadaşları Lale, Badem ve Uçan ile birlikte dereyi izlemeye karar verdi. Ellerine sepetler, tahta kürekler ve birkaç bez torba aldılar. Yolda önce çöpler gördüler: rüzgârın getirdiği kâğıtlar, kırılmış plastik parçaları ve boş şişeler… Çocuklar bunları dikkatle topladı. Ancak su yolu hâlâ görünmüyordu.
Taşların Arasındaki İşaret
Bir kayanın yanında, yosunların arasından çıkan üç yuvarlak taş fark ettiler. Taşların üzerinde su damlasına benzeyen küçük çizgiler vardı. Narin taşları yan yana koyunca çizgiler bir ok biçimini aldı. Ok, ormanın içindeki yaşlı kestane ağacını gösteriyordu.
Kestane ağacının gövdesinde yuvarlak bir kovuk bulunuyordu. Kovuktan serin bir esinti çıkıyor, içeriden de uzak bir su sesi geliyordu. Badem eğilip dinledi.
“Dere burada değil,” dedi. “Ama sesi burada saklanmış gibi.”
Narin, kovuğun çevresindeki toprağı inceledi. Köklerin arasına sıkışmış eski bir tahta parçası gördü. Tahtanın altında dar bir kanal vardı. Kanal, yıllar önce köylülerin suyu tarlalara ulaştırmak için yaptığı eski su yoluydu. Zamanla dallar, çamurlar ve çöpler kanalı kapatmıştı.
Çocuklar tek başlarına her şeyi temizleyemeyeceklerini anlayınca köye döndüler. Narin, meydanda büyüklerin önüne geçip derenin sesini duyduklarını anlattı. Bazıları şaşırdı, bazıları ise gülümsedi. Sonunda değirmenci Sami, bahçıvan Vedia ve köyün bütün çocukları onlara yardım etmeye karar verdi.
Ertesi sabah herkes iş bölümü yaptı. Büyükler ağır dalları kaldırdı, çocuklar küçük taşları ayıkladı. Kimse canlı yuvalarını bozmadı; kurbağaların yumurtalarını güvenli bir gölete taşıdılar, karıncaların yollarına dikkat ettiler. Öğleye doğru kanalın önündeki son çamur da temizlendi.
Dere Yeniden Söylüyor
Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra taşların altından ince bir damla çıktı. Damla, ikinciye, üçüncüye dönüştü. Birden su, kanalda gümüş bir ip gibi ilerlemeye başladı. Kestane ağacının kökleri serinledi, eğrelti otları doğruldu. Uzakta bir kurbağa vırakladı.
Sedefli Dere’nin sesi önce fısıltıydı, sonra berrak bir ezgiye dönüştü. Su, köyün yanından geçerken susamış çiçeklere can verdi. Söğütler dallarını suya eğdi, kuşlar eski yuvalarına döndü. Köylüler, derenin yalnızca kendiliğinden iyileşmediğini anladı. Ona kulak veren, yolunu açan ve çevresindeki canlıları koruyan insanlar sayesinde şarkısı geri dönmüştü.
O günden sonra köyde her ay “Suyun Dinleme Günü” düzenlendi. Çocuklar dereyi temizledi, büyükler ağaçların bakımını yaptı. Herkes, doğanın sessiz kaldığında bile bir şeyler anlatabileceğini öğrendi.
Narin ise her sabah dere kenarına oturup suyu dinledi. Sedefli Dere ona artık tek bir cümle söylüyordu:
“Beni koruyan, kendi yarınını da yeşertir.”




