Bahçeye Gelen Minik Gökkuşağı

Güneş, sabah pencereden içeri altın bir çizgi bırakınca Ada gözlerini açtı. Bugün okulda ilk günüydü. Çantasını hazırlarken içine elma dilimleri, sarı bir mendil ve en sevdiği küçük tahta yıldızı koydu. Annesi onun saçlarını taradı. Ada, kapının önünde derin bir nefes aldı ve gülümsedi.
Okulun bahçesi rengârenkti. Kapının yanında papatyalar, duvarın önünde minik çalılar vardı. Öğretmenleri Duru Hanım, çocukları neşeyle karşıladı. Ada sınıfa girince Ece, Aras ve Nehir ile tanıştı. Herkes bir minder seçip yuvarlak bir çember oluşturdu.
Duru Hanım, “Bugün birbirimizi tanıyacağız. Sonra bahçede güzel bir keşif yapacağız,” dedi.
Çocuklar sırayla en sevdikleri şeyleri anlattı. Ece kelebekleri, Aras tahta bloklarla kule kurmayı, Nehir ise şarkı söylemeyi seviyordu. Ada, “Ben yıldızlara bakmayı ve yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum,” dedi. Arkadaşları onu alkışladı.
Bir süre sonra bahçeye çıktılar. Tam o sırada gökyüzünden incecik bir ışık süzüldü. Işık, çimenlerin üzerine minicik bir gökkuşağı bıraktı. Gökkuşağı, bir kurdele kadar küçüktü. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkleri vardı.
Çocuklar şaşkınlıkla eğilip ona baktılar.
“Acaba ne arıyor?” diye sordu Nehir.
Duru Hanım, “Belki de bir arkadaş arıyordur,” dedi.
Gökkuşağı yavaşça kıpırdadı. Önce bir saksının yanına gitti. Sonra kum havuzunun kenarına süzüldü. En sonunda, bahçedeki boş ahşap panonun önünde durdu. Panoda hiçbir resim yoktu. Çocuklar her gün bu panoya bakıyor, ama ne asacaklarını bilemiyorlardı.
Aras, “Panoya bir ev resmi yapalım,” dedi.
Ece, “Ben kelebek çizeyim,” diye ekledi.
Nehir, “Ben de bir şarkının sözlerini yazmak istiyorum,” dedi.
Ada, cebindeki tahta yıldızı çıkardı. “Herkes sevdiği bir şeyi panoya koyarsa, okulun güzel bir anı köşesi olur,” dedi.
Çocuklar hemen işe koyuldu. Duru Hanım masaya büyük kâğıtlar, boya kalemleri ve renkli ipler getirdi. Aras bir ev çizdi. Ece iki kanatlı neşeli bir kelebek yaptı. Nehir, “Günaydın sevgili arkadaşım,” sözlerini yazdı. Ada ise yıldızının çevresine küçük noktalar çizdi.
Birden rüzgâr çıktı. Kâğıtlar havalanıp çimenlerin üzerine dağıldı. Çocuklar önce şaşırdı. Sonra herkes bir kâğıdın peşinden koştu. Aras, Ece’nin kelebeğini yakaladı. Ece, Nehir’in yazısını buldu. Ada da Aras’ın ev resmini yerden aldı.
“Tek başımıza yetişemezdik,” dedi Aras.
“Birlikte olunca her şey daha kolay,” diye karşılık verdi Ada.
Kâğıtları panoya astılar. Renkli iplerle birbirine bağladılar. Yıldızı da panonun tam ortasına yerleştirdiler. Böylece ev, kelebek, şarkı ve yıldız aynı resimde buluştu. Boş pano, çocukların gülüşleriyle dolu sıcacık bir köşeye dönüştü.
Minik gökkuşağı panoya yaklaştı. Renkleri birer birer parladı. Sonra ışık, resimlerin üzerine yayıldı. Ev sarı bir ışıkla parladı, kelebek pembe bir gölge bıraktı, yıldız ise küçük küçük parıltılar saçtı.
Duru Hanım, “Sanırım gökkuşağı, paylaşmayı öğrenen çocukları kutluyor,” dedi.
Gökkuşağı yavaşça havaya yükseldi. Bahçenin üstünde genişledi ve gökyüzündeki büyük gökkuşağına katıldı. Çocuklar el ele tutuşup ona el salladılar.
Öğle vakti Ada, annesinin koyduğu elma dilimlerini arkadaşlarıyla paylaştı. Ece mendillerini çıkardı. Aras su şişelerini doldurdu. Nehir de hep birlikte söylemeleri için kısa bir şarkı başlattı.
O gün okulun boş panosu hiç boş kalmadı. Her çocuk oraya bir resim, bir söz ya da küçük bir anı ekledi. Ada eve dönerken çantasındaki tahta yıldızın eksildiğini fark etti. Ama üzülmedi. Çünkü yıldızı panoda, arkadaşlarının yanında çok daha güzel görünüyordu.
İşte o günden sonra okulda her yeni çocuk geldiğinde, herkes ona panonun önünde yer açtı. Çünkü çocuklar anlamıştı: Birlikte öğrenilen her gün, gökyüzüne açılan rengârenk bir pencereydi.



