Fantastik Masallar

Ay Işığını Dokuyan Luma

Uzak bir gökyüzünün altında, geceleri yıldızların yere biraz daha yakın durduğu Veylora Ülkesi vardı. Bu ülkede ay ışığı kendiliğinden parlamaz, gümüş ipliklerle dokunurdu. Her gece, ışık dokuyucuları göğün yükseklerinde çalışır; sabah olunca da iplik makaralarını bulutların arasına asardı.

Luma, ışık dokuyucularının en küçüğüydü. Parmakları hızlı, gözleri dikkatliydi; fakat kendi yaptığı hiçbir deseni yeterince güzel bulmazdı. Bir akşam ayın kenarında büyük bir karanlık leke belirdi. Yıldızlar soldu, gecenin rengi kül grisine döndü. Yaşlı dokuyucu Urum, gökyüzü aynasına bakıp başını salladı.

Ayın ana ipliği kopmuş, dedi. Onu yeniden bağlayacak tek şey, Renkli Kanyon’da yetişen yankı çiçeğinin özüdür.

Renkli Kanyon, Veylora’nın ötesinde, her adımda başka bir renge bürünen gizemli bir yerdi. Luma, küçük dokuma çantasını omzuna taktı ve yola çıkmaya hazırlandı. Urum ona üç şey verdi: yönünü şaşırmaması için pusula taşı, susadığında paylaşması için iki yudumluk su kabı ve yalnızca iyi niyetle açılan boş bir kutu.

Luma, kanyonun girişine vardığında turuncu taşlardan yapılmış bir köprüyle karşılaştı. Köprünün başında, kanatları yaprak biçiminde olan Zefra adlı bir gök kelebeği duruyordu. Zefra’nın kanadına diken takılmıştı. Luma, kendi yolunu düşünmek yerine çantasından ince bir ip çıkardı ve dikeni dikkatle çözdü. Gök kelebeği sevinçle kanat çırptı.

Ardından kanyon mor renge döndü. Mor taşların arasından ince bir ses yükseldi. Ses, yönünü kaybetmiş küçük bir yankı olan Miri’ye aitti. Miri, hangi kayalığın kendi yuvasına çıktığını bilmiyordu. Luma, pusula taşını yere koydu; taş kuzeyi değil, Miri’nin kalbindeki özlemi gösterdi. İkisi birlikte ilerleyince yankı, uzak bir mağaradan gelen ailesinin sesini duydu.

Mağaranın içinde binlerce kristal çiçek vardı, fakat yankı çiçeği ortada görünmüyordu. Tam o sırada kanyon yeşile döndü ve taşların arasından yaşlı bir kaya bekçisi yükseldi. Bekçi, çiçeği isteyen herkese aynı soruyu soruyordu: Elinde tek bir iyilik hakkı kalsaydı, onu kime verirdin?

Luma bir süre düşündü. Ay ışığını onarmak istiyordu, çünkü bütün Veylora’nın ona ihtiyacı vardı. Fakat Miri ailesine kavuşmuş, Zefra da özgürce uçmaya başlamıştı. Luma, iyilik hakkını kendisi için değil, gece karanlığında yolunu bulamayan bütün canlılar için kullanacağını söyledi. Kaya bekçisi gülümsedi ve göğsündeki çatlak açıldı. İçinden, nazikçe ışıldayan tek bir çiçek çıktı.

Luma çiçeği boş kutuya koydu. Kutu hemen açıldı ve içinden mavi, sarı, pembe ışıklar yükseldi. Luma şaşkınlıkla fark etti ki çiçeğin özü, yalnızca güzel sözlerden değil, yol boyunca yapılan küçük yardımlardan oluşuyordu. Zefra’nın özgürlüğü, Miri’nin mutluluğu ve Luma’nın paylaşmayı seçmesi, özün renklerini tamamlamıştı.

Dönüş yolunda herkes ona eşlik etti. Zefra gökyüzünü aydınlatan yolu gösterdi, Miri doğru mağaraların sesini duyurdu, kaya bekçisi ise kanyonun taş basamaklarını yumuşattı. Luma, Veylora’ya vardığında ay ışığı dokuyucuları onu bekliyordu.

Yankı çiçeğinin özü, kopan ana ipliğin üzerine damlatıldı. Luma ipliği sabırla düğümledi; fakat bu kez deseni tek başına seçmedi. Herkes bir renk önerdi. Gökyüzü, birlikte dokunan ışıklarla yeniden parladı. O geceden sonra ay her zamankinden daha aydınlık oldu.

Urum, Luma’ya yeni bir unvan vermek istedi. Luma ise yalnızca paylaşılan ışığın dokuyucusu denmesini rica etti. Çünkü artık biliyordu: En görkemli fantastik masallar bile tek bir kahramanın değil, birbirine el uzatan kalplerin ışığıyla tamamlanır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu