Çocuk Hikayeleri

Düğmelerin Saydığı Yağmur

Çınaraltı kasabasında yağmur, takvimde yazan günlerde değil, insanların birbirine gerçekten yardım ettiği zamanlarda yağardı. Kasabalılar bunu bilmez, yalnızca gökyüzünün kaprisli olduğunu düşünürdü. Oysa yağmur bulutlarının küçük bir sırrı vardı: Yeryüzünde iyilik çoğaldığında, gökyüzü de serin damlalarını göndermeye başlardı.

Kasabanın en meraklı çocuğu İnci, büyükbabası Rauf Usta’nın terzi dükkânında vakit geçirmeyi severdi. Dükkânda renk renk iplikler, tahta makaralar ve cepleri olmayan yelekler bulunurdu. Bir öğleden sonra İnci, eski bir dikiş kutusunun gizli gözünde dört düğme buldu. Biri sarı, biri mavi, biri yeşil, biri de kırmızıydı. Her düğmenin üzerinde minicik bir yağmur damlası resmi vardı.

“Bunlar ne işe yarıyor?” diye sordu İnci.

Rauf Usta gülümsedi. “Bilmiyorum,” dedi. “Ama onları bulduğun anda dükkânın çatısına üç damla düştü.”

İnci hemen dışarı çıktı. Gökyüzü masmaviydi; çatıda ise gerçekten üç parıltılı damla duruyordu. Sarı düğmeye dokunduğunda uzaktan bir çan sesi geldi. Mavi düğmeye dokununca çeşmenin başında susamış bir serçe belirdi. Yeşil düğme avucunda ısındı, kırmızı düğme ise hafifçe titredi.

O akşam kasabanın yaşlı saatçisi Veli Amca, dükkânının önünde ağır bir sandığı tek başına taşımaya çalışıyordu. İnci sarı düğmeyi cebine koyup ona yardım etti. Tam sandığın kapağı yerine oturduğunda gökyüzünden bir damla düştü. Sonra bir damla daha… Fakat yağmur başlamadı.

Ertesi gün İnci, çeşmenin başında serçenin susuz kaldığını gördü. Mavi düğmeyi avucunda tutarak küçük bir kaba su doldurdu ve serçeye verdi. O anda kasabanın bütün kuşları neşeyle ötmeye başladı. Gökyüzünde incecik bir bulut belirdi, ancak bulut dağların arkasına saklanıp gitti.

İnci, düğmelerin yağmuru tek başına getirmediğini anladı. Her düğme, yapılması gereken bir iyiliği gösteriyordu. Sarı düğme yardım etmeyi, mavi düğme canlıları düşünmeyi, yeşil düğme doğayı korumayı, kırmızı düğme ise cesurca paylaşmayı anlatıyordu.

Yeşil düğmenin sırrını öğrenmek için kasabanın dışındaki boş arsaya gitti. Orada rüzgârın savurduğu kâğıtlar, kırılmış dallar ve plastik kaplar vardı. İnci tek başına temizlemeye koyuldu. Bir süre sonra Veli Amca süpürgesiyle geldi. Fırıncı Sabiha Hanım el arabasını getirdi. Çocuklar da çuvalları taşıdı. Herkes iş bölümü yapınca arsa kısa sürede tertemiz oldu.

İnci, kırmızı düğmeyi avucuna aldığında biraz utandı. Kasabalılara yağmurun sırrını anlatmak kolay değildi. Ya ona inanmazlarsa? Yine de meydandaki çeşmenin üzerine çıktı ve gördüklerini anlattı. Önce birkaç kişi başını salladı. Sonra küçük Ali, elindeki çöreği yanındaki arkadaşına böldü. Sabiha Hanım yaşlı komşulara sıcak ekmek dağıttı. Rauf Usta, dükkânındaki kumaşlardan çocuklar için renkli çantalar dikmeye söz verdi.

Birden dört düğme aynı anda parladı. Kasabanın üzerinde kocaman, yuvarlak bir bulut oluştu. İlk damla İnci’nin burnuna, ikinci damla meydandaki taşlara düştü. Ardından gökyüzü, sanki uzun zamandır beklediği bir şarkıyı söylemeye başladı. Yağmur öyle yumuşaktı ki kimse kaçmadı; herkes yüzünü göğe çevirdi.

Ertesi sabah boş arsa yemyeşil otlarla kaplandı. Çeşmenin yanında serçeler su içiyor, Veli Amca’nın dükkânında yeni saatler tıkırdıyordu. Rauf Usta dört düğmeyi yeniden kutusuna koymak istedi, fakat İnci kutunun boş kaldığını fark etti. Düğmeler yok olmuştu.

Onların yerine kutuda dört küçük not vardı: “İyilik saklanmaz, elden ele geçer.” İnci notları kasabanın meydanına astı. O günden sonra Çınaraltı’nda yağmurun ne zaman yağacağı kimseyi şaşırtmadı. Çünkü kasabalılar, gökyüzüne bakmadan önce birbirlerinin yüzüne bakmayı öğrendi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu