Aşk Masalları

Kalplerin Dinlediği Keman Teli

Renkli tepelerin ardında, sabahları çan sesleriyle uyanan Küçük Ezgi Kasabası vardı. Bu kasabada herkes bir sesle yaşardı. Fırıncı ekmeklerini neşeli bir ıslık eşliğinde pişirir, terzi iğnesini şıkırdatarak çalışır, çocuklar da meydanda tahta kaşıklarla ritim tutardı. Ancak kasabanın en güzel sesi, eski dut ağacının altında keman çalan Ekin’e aitti.

Ekin, kemanını büyükannesinden öğrenmişti. Kemanının yalnızca üç teli kalmıştı ama o, her telden farklı bir duygu çıkarabiliyordu. Bir tel sevinci, biri merakı, sonuncusu da kalbin içini ısıtan yumuşacık bir sesi anlatıyordu. Ekin’in en sevdiği şey, insanları mutlu etmekti. Ne var ki kendi kalbinde büyüyen duyguyu kimseye anlatamıyor, bunun adını bir türlü koyamıyordu.

Çiçeklerin Arasındaki Çocuk

Bir gün Ekin, kasabanın dışındaki eski seraya gitti. Seranın içinde, daha önce hiç görmediği mavi yapraklı çiçekler açmıştı. Çiçeklerin arasında Aras adında bir çocuk çalışıyordu. Aras, her çiçeğe farklı bir ezgi mırıldanıyor, hangi şarkıyı duyarsa o şarkıya göre su veriyordu.

“Çiçekler müziği gerçekten duyuyor mu?” diye sordu Ekin.

Aras gülümsedi. “Duyuyorlar. Fakat en çok, içten söylenen şarkıları seviyorlar.”

Ekin kemanını çıkardı ve dut ağacının altında öğrendiği en güzel ezgiyi çaldı. Aras da ona eşlik etmek için yavaşça mırıldandı. O anda seradaki mavi yapraklar ışıldadı. Küçük tomurcuklar açıldı ve havaya gümüş renkli kokular yayıldı. İkisi de şaşkınlıkla birbirine baktı. Sanki kalpleri, kendilerinden önce anlaşmıştı.

Solan Renklerin Sırrı

Ertesi sabah Küçük Ezgi Kasabası’nda tuhaf bir şey oldu. Kırmızı çatılar pembeye, sarı duvarlar griye, yeşil ağaçlar da neredeyse beyaza dönmüştü. İnsanların sesleri de değişmişti. Fırıncının ıslığı duyulmuyor, çocukların ritimleri birbirine karışıyordu. Kasabanın yaşlı saatçisi, meydandaki çeşmenin başında bu durumu açıklamaya çalıştı.

“Renkler, kalpler paylaşılmadığında solar,” dedi. “Kasabamız uzun zamandır birbirine güzel duygularını söylemeyi unutmuş. Bu gidişle bütün sesler de sessizleşecek.”

Ekin, Aras’la birlikte seraya koştu. Mavi çiçeklerin yaprakları da solmuştu. Aras toprağı yokladı, Ekin kemanının tellerini kontrol etti. Sonra ikisi aynı anda, seranın ortasındaki en büyük çiçeğin yanına oturdu.

“Belki de çiçeklerin istediği şey yalnızca müzik değildir,” dedi Aras. “Belki kalbimizde sakladığımızı da söylememiz gerekir.”

Ekin derin bir nefes aldı. “Senin yanında olduğumda içimde sıcak bir ışık yanıyor. Seninle konuşmayı, birlikte çalışmayı ve aynı şarkıyı dinlemeyi çok seviyorum.”

Aras’ın yanakları pembeleşti. “Ben de seni gördüğümde çiçeklerin daha güzel büyüdüğünü hissediyorum. Sana duyduğum sevgi, içimdeki en güzel şarkı gibi.”

Kasabanın Yeniden Gülümsemesi

Ekin’in kemanındaki üç tel birden titreşti. Aras da ona eşlik etti. Bu kez çaldıkları ezgide yalnızca neşe değil, güven, şefkat ve sevgi de vardı. Seradaki büyük çiçek birden açıldı. İçinden yükselen ışık, kasabanın bütün sokaklarına yayıldı.

Gri duvarlar yeniden renklenmeye, sessiz çeşme yeniden şırıldamaya başladı. Fırıncı ıslığını buldu, çocuklar doğru ritmi yakaladı. İnsanlar birbirlerine teşekkür etmeye, özlediklerini söylemeye ve sevdiklerine sarılmaya başladılar. Kasaba, uzun zamandır unuttuğu sıcaklığı yeniden hatırladı.

O günden sonra Ekin ve Aras her hafta serada buluştu. Ekin keman çalıyor, Aras çiçeklere su veriyor, ikisi de duygularını saklamadan konuşuyordu. Onların sevgisi yalnızca birbirlerinin kalbini değil, çevrelerindeki herkesi de güzelleştirdi.

Çünkü Küçük Ezgi Kasabası’nda herkes şunu öğrendi: Sevgi, kalpte saklanan bir hazine değildir. Paylaşıldıkça çoğalan, bir şarkı gibi çevreye yayılan ve en solgun günleri bile renklendiren güçlü bir ışıktır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu