Nare’nin Rüzgâra Emanet Ettiği Yıldız Tohumu

Dağların ardında, sabahları gökyüzünün pembe, akşamları ise mor olduğu Renkliçay adında küçük bir köy vardı. Köyün en meraklı çocuğu Nare, renkleri çok severdi. Çiçeklerin kokusunu, kuşların kanatlarını ve güneşin duvarlara düşürdüğü ışığı uzun uzun izlerdi. Fakat bir sabah köy halkı tuhaf bir şey fark etti: Dünyadaki bütün sarı renkler kaybolmuştu.
Ayçiçekleri beyaza dönmüş, sarı kurdeleler griye bürünmüş, limonların içi bile renksiz kalmıştı. Köyün yaşlı saatçisi Duru Nine, büyüteciyle gökyüzünü incelerken Nare’yi yanına çağırdı.
“Sarı renk, Rüzgâr Kulesi’ndeki yıldız tohumundan doğardı,” dedi. “Tohum yerinden kopmuş. Onu gün batmadan önce kuleye ulaştırmazsak renkler birer birer solabilir.”
Nare, Duru Nine’nin avucunda duran küçük nesneye baktı. Tohum, ışık saçan bir susam tanesine benziyordu. Kendi kendine havalanıyor, sonra minik bir zil sesi çıkararak tekrar avuca konuyordu.
“Onu ben götürebilir miyim?” diye sordu Nare.
Duru Nine başını salladı. “Elbette. Ama yıldız tohumu yalnızca iyiliğin yolunu izler. Kuleye giden taş patikada üç kalbin sesini duyacaksın. Her birine yardım etmeden tohum ilerlemeyecek.”
Taş Patikadaki Üç Dilek
Nare, tohumu küçük bir yaprak kesesine koyup yola çıktı. Daha köyün çıkışında, çalıların arasında kanadı incinmiş bir arı gördü. Arı, kovana dönemediği için üzgündü. Nare, papatya sapından ince bir sedye yaptı ve arıyı güvenli bir çiçeğin üzerine taşıdı. Arı kanatlarını çırpınca tohum parladı. Beyaz ayçiçeklerinin birkaçı yeniden sarıya döndü.
Biraz ileride, derenin kenarında yaşlı bir kaplumbağa duruyordu. Karşı kıyıya geçmek istiyor, fakat suyun üstündeki tahta köprü ikiye ayrılmış olduğu için korkuyordu. Nare, çevredeki düzgün dalları topladı, köprünün kırık yerine yerleştirdi ve kaplumbağanın yavaşça karşıya geçmesini bekledi. Kaplumbağa ona teşekkür etmek için parlak bir taş verdi.
“Bu taş, doğru yolu bulduğunda ısınır,” dedi.
Nare taşı cebine koydu. Tam o sırada yıldız tohumu keseden çıkıp havaya yükseldi. Bu kez kırmızı bir ışık saçtı. Köyün solmuş kurdelelerinde yeniden sıcak renkler belirdi.
Patikanın sonunda Nare, kocaman bir gölge gördü. Gölgenin sahibi, bulut yeleli küçük bir gök keçisiydi. Keçinin boynuzuna dikenli bir sarmaşık dolanmıştı. Nare, dikenler elini çizmesin diye gömleğinin kolunu sardı ve sarmaşığı sabırla çözdü. Gök keçisi özgür kalınca sevinçle zıpladı. Her sıçrayışında havaya mavi kıvılcımlar saçıldı.
“İyilik, en parlak sihirdir,” dedi keçi. “Ama kuleye çıkan kapı, yalnızca doğru sözü söyleyene açılır.”
Rüzgâr Kulesinin Sırrı
Nare, akşam ışığı uzamaya başlarken kuleye ulaştı. Kule, bulutların arasında incecik yükseliyor, çevresinde görünmez rüzgârlar dönüyordu. Kapının üzerinde üç soru yazılıydı:
- Güç nedir?
- Zenginlik nedir?
- Mutluluk nedir?
Nare biraz düşündü. Sonra kapıya şöyle seslendi: “Güç, birine yardım edebilmektir. Zenginlik, paylaştıkça çoğalan sevgidir. Mutluluk ise güzelliği tek başına değil, herkesle birlikte görebilmektir.”
Kapı sessizce açıldı. İçeride, ortasında yuvarlak bir yuva bulunan geniş bir oda vardı. Yuvanın çevresindeki rüzgârlar dönüyor, fakat yıldız tohumu ileri gidemiyordu. Nare kaplumbağanın verdiği taşı çıkardı. Taş ısındı ve yerdeki görünmez basamakları gösterdi. Nare basamakları tırmanıp tohumu yuvaya bıraktı.
O anda kule şarkı söylemeye başladı. Rüzgâr, çanların içinden geçerek tatlı bir ezgi oluşturdu. Gökyüzüne altın renkli ışıklar yayıldı. Önce ayçiçekleri, sonra kurdeleler, limonlar ve güneş ışığı sarıya döndü. Renkler köye geri geldi; ama bu kez her biri eskisinden daha canlıydı.
Nare köye döndüğünde herkes onu sevinçle karşıladı. Duru Nine, yıldız tohumunun artık tek bir çocuğa değil, bütün köye ait olduğunu söyledi. O günden sonra Renkliçay’da her çocuk, haftada bir iyilik yapıp yaptığı iyiliği kimseye övünmeden anlatırdı. Böylece sarı renk hiç solmadı.
Nare ise her gün gökyüzüne bakıp gülümsedi. Çünkü sihrin uzak kulelerde değil, yardım etmek için uzanan ellerde saklandığını öğrenmişti.



