Bir Gece Masalı

Ay Işığında Çalan Tersine Çan

Uzak tepelerin ardında, geceleri damlarına gümüş ışık serilen küçük bir kasaba vardı. Kasabanın ortasında, sarmaşıklarla örtülü eski bir çan kulesi yükselirdi. Kulenin çanı her akşam gün batımında bir kez çalar, sonra bütün evlerin pencerelerinde lambalar yanardı. Fakat bir gece çan sustu. Ertesi gece de, ondan sonraki gece de hiç ses çıkmadı.

Kasabada yaşayan Lina, sessizlikten en çok etkilenen çocuktu. Çünkü çanın sesi duyulmadan uykuya dalamazdı. Çanın tok ve yumuşak sesi ona, “Gün bitti, şimdi düş kurma zamanı,” der gibi gelirdi. Dördüncü gece Lina, eline küçük fenerini alıp kuleye gitmeye karar verdi. Büyükannesi, “Gece yolları bazen gündüzden farklı konuşur,” diyerek ona mavi bir kurdele verdi. “Bunu yolunu şaşırırsan rüzgâra bırak. Doğru yönü sana gösterir.”

Lina kuleye vardığında kapının aralığından ince bir ışık süzüldüğünü gördü. İçeri girdiğinde merdiven basamaklarının arasında parlayan minik yıldız taşları fark etti. Her basamağa bastığında taşlardan biri usulca, “Bir adım daha,” diye fısıldıyordu. En üst kata geldiğinde çanı gördü. Çanın dili yerindeydi, ipi sağlamdı; ama çanın içinde, avuç içi kadar yuvarlak bir gölge dönüp duruyordu.

“Sen kimsin?” diye sordu Lina.

Gölge, önce ürkekçe titredi, sonra küçük bir gümüş kelebeğe dönüştü. “Ben Çınar,” dedi. “Yıldızlar arasında dolaşırken yanlışlıkla bu çanın içine düştüm. Çan her çaldığında, içimdeki ışık biraz daha küçülüyor. Bu yüzden onu susturdum. Kötülük etmek istemedim, yalnızca kaybolmaktan korktum.”

Lina, kelebeğe kızmadı. “Peki seni buradan çıkaracak bir yol var mı?” diye sordu.

Çınar kanatlarını açtı. “Var, ama üç şey gerekiyor: paylaşılmış bir ışık, söylenmiş güzel bir söz ve başkasına ayrılmış bir dilek.”

Lina fenerine baktı. İçinde yalnızca biraz yağ kalmıştı. Yine de feneri çanın yanına koydu. “Işığımı seninle paylaşıyorum,” dedi. Fenerin alevi ikiye bölündü; biri Lina’nın önünü aydınlatırken diğeri kelebeğin çevresinde parladı.

Sonra Lina, kasabada herkesin unuttuğu güzel bir sözü hatırladı. Geçen kış, yaşlı değirmenci ona yardım ettiğinde Lina, “İyilik yapanın kalbi, gecenin içindeki pencere gibidir,” demişti. Bu sözü yeniden söylediğinde çanın duvarlarında sıcak altın çizgiler belirdi.

Geriye dilek kalmıştı. Lina gözlerini kapatıp düşündü. Çan yeniden çalsın, geceleri rahat uyuyayım, diye dilemek kolaydı. Fakat Çınar’ın yüzündeki endişeyi görünce dileğini değiştirdi. “Dileğim şu,” dedi. “Çınar, gökyüzündeki yuvasına güvenle dönebilsin ve kasabadaki herkes, ihtiyaç duyduğunda yanında bir dost bulsun.”

O anda mavi kurdele pencereden dışarı süzüldü. Rüzgâr onu göğe doğru taşıdı. Kurdele yıldızlara değince gökyüzünde ince bir yol açıldı. Gümüş kelebek, Lina’nın omzuna konup teşekkür etti. Ardından ışıklı yola yükseldi. Çanın içindeki gölge dağıldı ve çan, daha önce hiç duyulmamış kadar berrak bir sesle çaldı.

Kasabadaki herkes uykusundan uyandı. Pencereler açıldı, insanlar kuleye baktı. Kimi elindeki feneri komşusunun kapısına bıraktı, kimi sabah için fazladan ekmek yapmaya söz verdi. Lina kuleye döndüğünde Çınar çoktan yıldızların arasında küçücük bir parıltıya dönüşmüştü.

O geceden sonra çan her akşam çaldı; fakat artık tek bir ses çıkarmıyordu. İçinde, paylaşılmış ışığın, güzel sözlerin ve başkaları için tutulmuş dileklerin tatlı yankısı duyuluyordu. Lina ise ne zaman gökyüzünde gümüş bir kelebek görse gülümsüyor, bu bir gece masalı gibi başlayan yolculuğun kasabaya bıraktığı en güzel hediyeyi hatırlıyordu: İnsan, ışığını paylaştıkça karanlık azalırdı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu