Pofuduk Haritanın Renkli Sorusu

Çınçınlıdere’nin evleri, sabah güneşiyle birlikte pembe, sarı ve turuncu renklere bürünürdü. Bu kasabada yaşayan Noya, gördüğü her şeyin nasıl çalıştığını merak eden neşeli bir çocuktu. Bir gün dedesinin eski sandığını düzenlerken, kenarları püsküllü, bembeyaz bir harita buldu. Haritanın üzerinde yollar, tepeler ve göller yoktu; yalnızca üç renkli yuvarlak işaret vardı.
Noya haritayı açınca kâğıt hafifçe titredi ve ince bir ses duyuldu: “Beni doğru soruyla uyandırırsan, sana kasabanın en neşeli sırrını göstereceğim.” Noya şaşkınlıkla etrafına baktı. Sonra haritanın üzerine eğilip, “Bir şeyi bulmanın en iyi yolu nedir?” diye sordu. Harita bu kez kıkırdadı. İlk yuvarlak işaret parladı ve kasabanın meydanındaki eski değirmeni gösterdi.
Noya, yanında konuşmayı çok seven keçisi Momo ile yola çıktı. Değirmenin önünde üç tahta kutu duruyordu. Kutuların üzerindeki sayılar silinmişti. Harita, “İçlerinde toplam on iki tahta düğme var. Her kutuya eşit sayıda koyarsan kilit açılır,” dedi. Noya hemen düğmeleri saydı. On ikiyi üç kutuya bölmesi gerektiğini anladı. Her kutuya dört düğme koyunca değirmenin kapısı neşeli bir sesle açıldı.
İçeride rüzgârla dönen çarkların arasında renkli ipler asılıydı. İkinci yuvarlak işaret, iplerin yanındaki küçük bir tezgâhı gösterdi. Tezgâhta kırmızı, mavi ve sarı ipler bulunuyordu. Harita, “Renkleri karıştırırsan yeni renkler elde edebilirsin,” diye fısıldadı. Noya kırmızı ile sarıyı birleştirince turuncu, mavi ile sarıyı birleştirince yeşil gördü. Momo da mor ipi ağzına alıp kaçınca ortaya komik bir kovalamaca çıktı.
Noya ipleri sonunda topladı ve tezgâhın arkasındaki kapıyı buldu. Kapının üzerinde şu soru yazıyordu: “Bir şeyi kullanıp bitirdiğinde onu nereye bırakırsın?” Noya önce, “Yere mi?” diye düşündü. Fakat yerde duran boş kâğıtları ve ip parçalarını görünce bunun doğru olmadığını anladı. Meydanda farklı renkte kutular olduğunu hatırladı. Kâğıt mavi, cam yeşil, metal sarı kutuya atılıyordu. Böylece çöpler yeniden değerlendirilebilirdi.
Üçüncü işaret, değirmenin arkasındaki küçük bahçeye ışık tuttu. Bahçede susamış fideler vardı. Noya, kuyunun yanında iki kova buldu. Bir kova beş, diğeri üç litre su alıyordu. Harita, “Fidelerin toplam altı litre suya ihtiyacı var. Suyu israf etmeden nasıl ölçersin?” diye sordu. Noya önce beş litrelik kovayı doldurdu, sonra bir litrelik suyu küçük sulama kabına ayırdı. Geriye dört litre kaldı. Üç litrelik kovayı doldurup kalan bir litreyi de yanına ekledi. Böylece altı litre suyu tam olarak hazırladı.
Fideler suyu içince yapraklarını salladı. Toprağın ortasında, daha önce görünmeyen yuvarlak bir taş belirdi. Taşın üzerinde bir gülümseme resmi vardı. Noya taşı kaldırınca altından minik bir zil çıktı. Harita, “Sırrı bulmak için son adım, öğrendiklerini paylaşmaktır,” dedi.
Noya, Momo’yla birlikte meydana koştu. Kasaba halkına eşit bölmeyi, renkleri karıştırmayı, çöpleri ayırmayı ve suyu dikkatli kullanmayı anlattı. Çocuklar düğmelerle kendi bölme oyunlarını kurdu; büyükler geri dönüşüm kutularını düzenledi. Herkes bahçeleri sularken yalnızca gerektiği kadar su kullanmaya söz verdi.
O akşam Noya zilin ipini çekti. Zil çalınca harita, rengârenk küçük kâğıt kuşlara dönüştü ve gökyüzünde daireler çizdi. Her kuşun kanadında farklı bir soru vardı. Kasabalılar soruları birlikte çözerek hem güldü hem öğrendi. Noya o günden sonra merak ettiği her şeyi hemen cevaplamak yerine önce doğru soruyu aradı. Çünkü en güzel sırların, paylaşılınca çoğaldığını anlamıştı.
Çınçınlıdere’deki çocuklar da bu keşfi dilden dile anlattı. Böylece eğlenceli ve eğitici hikayeleri oku diyen herkes, pofuduk haritanın sorularıyla yeni bir maceraya davet edildi.




