Destanlar

Uçurumdaki Taşın Söylediği İlk Türkü

Yüksek dağların çevrelediği Kervanlı Ova’da, insanların gökyüzüne bakarak mevsimleri anladığı eski bir çağ yaşanırdı. Ovada her yıl Bahar Şenliği yapılır, büyük bakır davul üç kez çalınırdı. İlk vuruş toprağı uyandırır, ikinci vuruş dereleri coşturur, üçüncü vuruş ise bütün çocukları meydana çağırırdı. Bu davulun sesini, uzak tepelerdeki kartallar bile tanırdı.

Bir bahar sabahı davul sustu. Derisine dokunan tokmaklardan yalnızca yumuşacık bir tıkırtı çıktı. Köylüler ne kadar uğraşsa da ses duyulmadı. O gün çiçekler açmakta gecikti, dereler ağır ağır aktı. Yaşlı anlatıcı Nergis Nine, meydandaki taş basamağa oturup davulun çok eski bir söz beklediğini söyledi. Ona göre bu söz, dağların ardındaki Yankı Uçurumu’nda saklıydı.

Köyde yaşayan on iki yaşındaki Sarpel, Nergis Nine’nin anlattığı eski destanları çok severdi. Fakat hiçbir zaman kendini bir kahraman gibi görmezdi. Çünkü ona göre kahramanlık, en yüksek dağa tek başına tırmanmak değil, zor bir anda yanında kimlerin bulunduğunu hatırlamaktı. Yine de davulun susuşuna üzülerek yola çıkmaya karar verdi. Yanına bir parça çörek, yün bir ip, küçük bir su kabı ve annesinin verdiği mavi düğmeyi aldı.

Dağların Unuttuğu Ezgi

Sarpel, ormanın kıyısında kanadı incinmiş bir turna buldu. Turna uçamadığı için yuvasına dönemiyordu. Sarpel, ipinden küçük bir taşıma kayışı yaptı ve kuşu güvenli bir kayanın üzerine götürdü. Turna ona teşekkür etmek için boynundaki parlak tüyü verdi. Tüy rüzgârda titreyince uzaklardan ince bir ses geldi. Sarpel, bu sesin doğru yolu göstereceğini anlayıp yürümeye devam etti.

Bir süre sonra taşlı bir geçide ulaştı. Geçidin ortasında, sepetleri devrilmiş yaşlı bir tuz toplayıcısı oturuyordu. Tuzlar yamaç boyunca dağılmıştı. Sarpel kendi yolunu düşünmeden sepetleri tek tek doldurdu. Yaşlı adam da ona, “Yankı Uçurumu’na giden yol, yalnız yürüyenlere değil, yük paylaşanlara görünür,” dedi. Gerçekten de kayanın üzerinde daha önce fark edilmeyen beyaz izler belirdi.

İzleri takip eden Sarpel, akşamüstü üç kardeşle karşılaştı. Kardeşlerin ellerinde birbirine hiç benzemeyen üç flüt vardı. Uçurumun ağzında ezgi çalmak istemişler, fakat her biri farklı ses çıkarınca tartışmaya başlamışlardı. Sarpel, flütlerden birini kendisinin çalmasını önermek yerine onları dinledi. İnce sesin başlangıç, kalın sesin bitiş, ortadaki sesin ise geçiş olduğunu fark etti. Kardeşler birlikte çaldığında taş duvarlar tatlı bir melodiyle cevap verdi.

Yankının Kalbindeki Söz

Uçurumun derinliklerinden kocaman, yuvarlak bir taş yükseldi. Taşın üzerinde eski işaretler vardı. Sarpel yazıları okuyamıyordu; ancak turnanın tüyünü taşın yanındaki çatlağa bırakınca işaretler ışıldadı. Taş, gür bir sesle konuştu: “Ben, insanların birbirinin sesini duymayı bıraktığı gün sustum. Beni uyandıracak tek söz, herkesin katkısıyla söylenebilir.”

Sarpel hemen büyük bir söz aradı, fakat aklına hiçbir görkemli cümle gelmedi. Sonra yol boyunca karşılaştığı kişileri düşündü. Turnanın yaralı kanadını, tuz toplayıcısının ağır sepetlerini, üç kardeşin birbirini dinlemeyi öğrenmesini hatırladı. Taşa, “Kimse tek başına bütün ezgi değildir,” dedi. “Ama herkes sesini paylaşırsa dağlar bile birlikte şarkı söyler.”

Uçurum bir anda ışıkla doldu. Taşın içinden küçük bir yankı çıktı ve dağların üzerinden Kervanlı Ova’ya kadar yayıldı. Uzakta, köy meydanındaki bakır davul kendi kendine bir kez çaldı. Ardından ikinci ve üçüncü vuruş duyuldu. Sarpel’in yol arkadaşları da bu sesi işitip onu karşılamak için dağa geldiler.

Yeni Bir Destanın Başlangıcı

Sarpel köye döndüğünde insanlar onu sessizce değil, birbirlerinin elini tutarak karşıladı. Nergis Nine davulun başına geçti ve tokmağı Sarpel’e uzattı. Sarpel ilk vuruşu yaptı. Sonra turnanın tüyüyle gelen ince sesi çocuklar söyledi, tuz toplayıcısı derin sesiyle eşlik etti, üç kardeş de flütlerini aynı ezgide buluşturdu. Bahar Şenliği o yıl daha önce hiç duyulmamış bir müzikle başladı.

O günden sonra Kervanlı Ova’da destanlar yalnızca büyük savaşları ya da uzak hükümdarları anlatmadı. En güzel destan, bir köyün birbirini dinlemeyi öğrenmesiydi. Sarpel ise kendisine kahraman denildiğinde gülümseyip mavi düğmesini gösterdi. Çünkü o düğme, annesinin şu sözlerini hatırlatıyordu: “Gerçek güç, kendi sesini yükseltmekte değil, başkasının sesine yer açmaktadır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu