Bulutların Ardındaki Bakır Pusula

Gölpınar köyünde yaşayan Duru, herkesin bildiği yollarla yetinmeyen, yeni patikalar keşfetmeye bayılan bir çocuktu. Çantasına küçük bir dürbün, üç elma ve büyükannesinin verdiği bakır bir pusula koyar, sabahları tepelerin ardına bakardı. Pusula, kuzeyi göstermek yerine bazen gökyüzünü, bazen de hiç kimsenin görmediği bir yönü işaret ederdi.
Bir öğleden sonra Duru, köyün kullanılmayan su kulesinden ince bir tıkırtı duydu. Kuleye çıktığında, paslı boruların arasında yuvarlak bir kapak buldu. Kapağın üzerinde bulutlara uzanan bir merdiven resmi vardı. Bakır pusulayı resmin ortasına yaklaştırınca kapak usulca açıldı ve içinden gümüş renkli bir düğme çıktı.
Göğe Açılan Yol
Duru düğmeye bastığında kulenin içi yumuşak bir ışıkla doldu. Boruların arasından, eski bir asansöre benzeyen küçük bir kabin yükseldi. Kabinin pencereleri camdan değil, sabah sisi kadar ince bir maddeden yapılmıştı. İçeride, boynunda yeşil bir kurdele taşıyan konuşkan bir karga duruyordu.
“Ben Zıpzıp,” dedi karga. “Bulutların ardındaki Çınlayan Ada’nın gökyüzü çanı kayboldu. Çan olmayınca ada aşağıdaki köye yağmur gönderen bulutları uyandıramıyor. Pusula seni seçti; çünkü bu yol yalnızca dikkatli ve yardım etmeyi bilen bir yolcuyu kabul ediyor.”
Duru biraz şaşırdı ama geri dönmek yerine Zıpzıp’ın yanına oturdu. Asansör yükseldikçe köy küçüldü, tepeler yumuşak yeşil yastıklara dönüştü. Bir bulutun içinden geçtiklerinde kabinin camları minik su damlalarıyla kaplandı. Duru, damlaların her birinde başka bir manzara gördü: uçan çiçekler, ters akan bir dere ve gökyüzünde asılı duran taş köprüler.
İlk durak, Rüzgâr Basamağı’ydı. Burada görünmez esintiler, taşları bir ileri bir geri hareket ettiriyordu. Zıpzıp hemen uçmak istedi, fakat kanatlarına dolanan ince ipleri fark edemedi. Duru, çantasındaki elmalardan birini taşların üzerine yuvarladı. Taşların hareketini izleyince güvenli adımları buldu ve Zıpzıp’ın iplerini çözdü. Karga, “Hızlı olmak kadar bakmayı bilmek de önemliymiş,” diyerek teşekkür etti.
Çınlayan Ada
İkinci durakta, gökyüzünde asılı duran bir orman vardı. Ağaçların kökleri aşağıya, dalları yukarıya uzanıyordu. Ormanın ortasında, kanatları parlayan minik bir bulut kuşu sıkışmıştı. Duru onu kurtarmak için dalları çekiştirmek yerine kuşun çıkabileceği geniş bir boşluk aradı. Zıpzıp yukarıdan yön gösterdi, Duru da yerdeki sarmaşıkları dikkatle birbirinden ayırdı. Kuş özgür kalınca gagasından küçük, mavi bir tüy düştü.
“Bu tüy, adanın kapısını açar,” dedi kuş. “Ama çanı bulduğunuzda onu kimin sakladığını suçlamayın. Bazen kaybolan şeyler, korunmak için saklanır.”
Çınlayan Ada’ya vardıklarında her yer sessizdi. Renkli kayaların arasından ince bir patika geçiyor, patikanın sonunda yuvarlak bir tepe yükseliyordu. Bakır pusula tepenin üstünü gösterdi. Duru, taşların arasında eski çanı buldu; fakat çanın yanında yaşlı bir bulut bekçisi oturuyordu. Bekçinin yüzü üzgün değildi, yalnızca düşünceliydi.
“Çanı ben sakladım,” dedi bekçi. “Son günlerde ada rüzgârlarını dinlemeyi unuttu. Çan çalarsa herkes yalnızca sesi izliyor, bulutların ne söylediğini duymuyordu. Çanın yeniden kullanılabilmesi için adanın dört bir yanından dört farklı ses getirmek gerekiyordu.”
Duru hemen çevreyi dinledi. Bir kayadan damlayan suyun tıpırtısını, ters ormandaki yaprakların hışırtısını, uzaktaki rüzgârın ıslığını ve Zıpzıp’ın kanat çırpışını duydu. Mavi tüyü çanın yanındaki halkaya taktı. Dört ses birleşince çan kendi kendine titredi. İlk vuruşta ada parladı, ikinci vuruşta bulutlar toplandı, üçüncü vuruşta aşağıdaki köyün kuyularına serin yağmur damlaları düşmeye başladı.
Bulut bekçisi, bakır pusulayı Duru’ya geri verdi. “Artık bu pusula yalnızca yön göstermeyecek,” dedi. “Dinlemen gereken yeri de hatırlatacak.” Asansör köye dönerken Duru, maceranın uzak yerlere gitmekten ibaret olmadığını düşündü. Bazen en büyük keşif, çevrendeki sesleri fark etmekti.
O günden sonra Gölpınar’da yağmur ne zaman yağsa çocuklar su kulesinin önünde toplanıp bulutları dinledi. Duru ise pusulasını çantasından hiç ayırmadı. Çünkü bazı yollar haritalarda görünmez; onları bulmak için merak, cesaret ve başkalarına uzanacak nazik bir el yeterlidir.




