Kayıp Kahkahanın Çizdiği Harita

Çınaraltı Kasabası’nda her sabah başka bir neşe uyanırdı. Fırıncı Leman Hanım ekmekleri fırından çıkarırken neşeli bir türkü söyler, berber Rıfat Bey makaslarını şıkırdatıp müşterilerine komik bilmeceler sorardı. Çocuklar okul yolunda seksek oynar, yaşlılar meydandaki çeşmenin başında gençlik anılarını anlatırdı. Fakat bir salı sabahı kasaba bambaşka bir sessizliğe uyandı. Kimse üzgün değildi, ama kimse gülemiyordu.
On iki yaşındaki Narin, bu tuhaflığı ilk fark edenlerden biriydi. Küçük kardeşi Efe, en sevdiği tahta atın kuyruğunu başına takıp odada döndü; Narin onun her zamanki gibi kıkırdamasını bekledi. Efe gülümsedi, sonra şaşkın şaşkın omuz silkti. Kahkaha sanki dilinin ucundan uçup gitmişti.
Narin, kasabanın kenarındaki eski kırtasiyeye koştu. Dükkânın sahibi Baykuş lakaplı Şevket Amca, yıllardır harita çizerdi. Narin olanları anlatınca adam rafın arkasından sararmış bir kâğıt çıkardı. Kâğıt, üzerinde hiçbir çizgi bulunmamasına rağmen hafifçe titreşiyordu.
“Bu, Gülüş Haritası,” dedi Şevket Amca. “Ne zaman bir yerde neşe kaybolsa, üzerinde yeni bir yol belirir. Ancak harita yalnızca içtenlikle yardım edenlere görünür.”
Narin kâğıdı avuçlarının arasına alınca ortasında gümüş bir nokta parladı. Noktadan incecik bir çizgi çıktı ve kasabanın dışındaki Tepetaklak Orman’a uzandı. Narin korkmadı; çünkü kaybolan neşeyi bulmadan dönmek istemiyordu. Yanına Efe’yi, konuşmayı çok seven keçileri Köpük’ü ve Şevket Amca’nın verdiği küçük bir pusulayı aldı.
Ormana girdiklerinde ağaçların dallarında renkli kurdeleler sallanıyordu. Bir süre sonra üç yolun birleştiği yerde ağlayan bir kirpi gördüler. Kirpinin adı Misket’ti ve bütün fındıklarını dereye düşürmüştü. Narin hemen dallardan küçük bir sepet ördü. Efe suyun kıyısında dikkatlice dolaşarak fındıkları topladı, Köpük de sepeti taşıdı. Misket sevinçle zıpladı. Tam o anda haritada yeni bir çizgi belirdi.
Yol onları, tavanı yıldız biçimli deliklerle dolu eski bir değirmene götürdü. Değirmenin içinde, yuvarlak gözlü ve uzun önlüklü bir adam oturuyordu. Adı Veysel’di. Önünde yüzlerce cam kavanoz vardı. Her kavanozun içinde minicik, altın renkli bir ışık dönüyordu.
“Kasabanın kahkahalarını sen mi topladın?” diye sordu Narin.
Veysel başını eğdi. “Ben kötü biri değilim,” dedi. “Yıllarca insanlara şakalar yaptım, kimse dinlemedi. Sonra kahkahaların nasıl bir şey olduğunu unutmamak için onları kavanozlara koydum. Ama onları saklarken kasabanın neşesini de eksilttiğimi bilmiyordum.”
Narin, Veysel’e kızmak yerine bir çözüm düşündü. “Kavanozları açalım,” dedi. “Ama kahkahalar geri dönerken herkes birbirine küçük bir iyilik yapsın. Böylece neşenin yalnızca ses olmadığını anlarsın.”
Önce Veysel, değirmenin önündeki kırık çarkı onardı. Misket ona vida taşıdı, Köpük ipleri tuttu, Efe de aletleri sıraya dizdi. Narin, değirmenin kapısına büyük bir bez gererek herkesi kasabaya çağıran bir oyun hazırladı. Veysel, yıllardır sakladığı en komik bilmecelerini anlattı. Bu kez herkes onu dinledi.
İlk kavanoz açıldığında içinden bir çocuğun kıkırdaması çıktı. İkinci kavanozdan Leman Hanım’ın türküsü, üçüncüsünden Rıfat Bey’in kahkahası yayıldı. Altın ışıklar gökyüzüne yükselip kasabanın sokaklarına dağıldı. İnsanlar birden kahkaha atmaya başlamadı; önce birbirlerine baktılar, sonra yaptıkları küçük iyilikleri anlattılar. Efe, tahta atını Misket’e verdi. Leman Hanım Veysel’e sıcak çörek uzattı. Rıfat Bey de onun saçlarını komik bir biçimde taradı.
O gece Şevket Amca, Gülüş Haritası’nı kasabanın meydanına astı. Haritadaki bütün yollar silinmişti; yalnızca ortasında kocaman, ışıklı bir kalp kalmıştı. Veysel artık kavanozlara kahkaha hapsetmiyor, her hafta çocuklar için yeni oyunlar icat ediyordu. Narin ise şunu öğrendi: Bazen kaybolan neşeyi bulmanın yolu uzaklara gitmek değil, yanında bulunanların kalbine dikkatle bakmaktır.
Çınaraltı Kasabası’nda kahkahalar bir daha hiç kaybolmadı. Çünkü insanlar neşeyi beklemek yerine onu birbirlerine armağan etmeyi öğrendi. O günden sonra uzun çocuk masalları oku diyen herkes, haritanın yanına oturup bu güzel sırrı dinledi: Paylaşılan sevinç, dünyadaki en uzun yolu bile aydınlatır.




