Pati’nin Ceplerindeki Şıpır Şıpır Sesler

Güneş, pencereden içeri incecik bir ışık gönderdi. Pati gözlerini açtı, esnedi ve mavi yorganının altından çıktı. O gün ceplerinde garip bir şey olduğunu hemen fark etti. Sol cebinden şıpır, sağ cebinden pıtırt diye küçük sesler geliyordu.
Pati elini sol cebine soktu. İçinden minicik, parlak bir düğme çıktı. Düğme yere düşünce şıpır şıpır seslendi. Pati sağ cebine baktı. Orada da yuvarlak, sarı bir taş vardı. Taş zıplayınca pıt pıt diye güldü.
“Ne tatlı sesler!” dedi Pati. “Acaba bu seslerle ne yapabilirim?”
Önce mutfağa gitti. Annesi kahvaltı hazırlıyordu. Pati, düğmeyi masaya hafifçe dokundurdu. Şıpır! Sarı taşı tabağın kenarına bıraktı. Pıt pıt!
Annesi gülümsedi.
“Bu sesler güne güzel bir merhaba diyor,” dedi. “Onları dışarı çıkarırsan belki başkaları da neşelenir.”
Pati ayakkabılarını giydi ve evden çıktı. Mahallenin köşesinde küçük arkadaşı Cino oturuyordu. Cino’nun yüzü biraz üzgündü. Çünkü oyun topu, bahçedeki çalılıkların arasına kaçmıştı.
Pati cebindeki düğmeyi kaldırdı. Şıpır şıpır! Sonra sarı taşı yere bıraktı. Pıt pıt!
Cino’nun gözleri parladı.
“Bu ne güzel oyun!” dedi. “Sesleri izleyerek topumu bulabilir miyiz?”
İki arkadaş birlikte yürüdü. Pati düğmeyi bir adım öne koydu. Şıpır! Cino sarı taşı yanına bıraktı. Pıt pıt! Sesleri duyan küçük top, çalılıkların arasında yuvarlanıp dışarı çıktı. Meğer top, bir yaprağın altında saklanıyormuş.
Cino topuna kavuşunca çok sevindi. O sırada yanlarına Mina ile Roko geldi. Mina’nın elinde üç elma, Roko’nun elinde küçük bir tahta kaşık vardı.
“Biz de ses çıkarabilir miyiz?” diye sordular.
“Elbette,” dedi Pati.
Herkes mahallenin ortasındaki boş alana geçti. Mina elmasını hafifçe salladı. Elma, içindeki çekirdeklerle tıkır tıkır ses çıkardı. Roko tahta kaşığı yere vurdu. Tak tak! Cino topunu yuvarladı. Fır fır!
Sesler çoğaldıkça mahalle canlandı. Pencereler açıldı. Kedi Misket kuyruğunu sallayarak geldi. Yaşlı kaplumbağa Tonton yavaşça yürüdü. Küçük kuşlar da çitin üzerine konup cik cik öttü.
Mahallenin Neşeli Oyunu
Pati, herkesin farklı bir sesi olduğunu fark etti. Birinin sesi yumuşak, birinin sesi hızlı, birinin sesi komikti. Hiçbir ses diğerine benzemiyordu. Ama hepsi bir araya gelince güzel bir oyun oluşuyordu.
“Şimdi sırayla ses çıkaralım,” dedi Pati. “Önce düğme, sonra taş, sonra elma, kaşık ve top!”
Herkes hazırlandı.
Şıpır! Pıt pıt! Tıkır tıkır! Tak tak! Fır fır!
Sonra kuşlar cik cik diye eşlik etti. Misket miyavladı. Tonton da kabuğuna hafifçe vurdu: tuk tuk!
Oyun o kadar eğlenceliydi ki herkes gülmeye başladı. Pati, ceplerindeki sesleri tek başına saklamak yerine paylaşınca daha da güzel olduklarını anladı.
Bir süre sonra Pati’nin sol cebindeki düğme durdu. Sağ cebindeki sarı taş da sessizce yere uzandı. Sesler bitmişti. Pati biraz şaşırdı.
“Oyun bitti mi?” diye sordu.
Cino başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Artık sesler bizde. Her gün birlikte yeni bir oyun kurabiliriz.”
Mina üç elmayı ortaya koydu. Roko tahta kaşığını kaldırdı. Çocuklar, hayvanlar ve büyükler hep birlikte neşeli bir halka oluşturdu.
Pati, düğmesini ve sarı taşını avucuna aldı. Onları evine götürmedi. Mahallenin ortasına, küçük bir kutunun içine koydu. Kutunun üzerine de bir resim çizdi: gülen bir güneş ve el ele tutuşan çocuklar.
O günden sonra mahallede her sabah küçük bir ses oyunu oynandı. Kimi zaman kapaklar tıkırdadı, kimi zaman tahta parçaları takırdadı. Kimi zaman da herkes yalnızca ellerini çırptı.
Pati ise her oyunda aynı şeyi hatırladı: Neşe paylaşıldıkça çoğalır, küçük sesler bir araya gelince kocaman bir mutluluk olur.




