Tavan Arasındaki Tohumların Şarkısı

Kasabanın en yüksek tepesinde, kiremitleri güneşte parlayan eski bir ev vardı. Bu evde, meraklı gözleri ve ceplerinde her zaman birkaç düğme taşıyan Duru yaşardı. Duru, düğmeleri oyuncak yapmak için değil, kaybolmuş şeyleri bulduğunda sevincini ölçmek için biriktirirdi. Bir gün, yağmurdan sonra evin tavan arasına çıktı. Çatıdaki küçük pencereden içeri süzülen ışık, toz zerrelerini altın kelebekler gibi uçuruyordu.
Eski sandıkların arkasında, kapağı yıldız biçiminde oyulmuş minicik bir kutu gördü. Kutunun kilidi yoktu; Duru parmağını kapağın üzerine koyunca kutu usulca açıldı. İçinde yedi gümüş tohum duruyordu. Tohumlar ışıldıyor, birbirine değdikçe incecik bir ezgi çıkarıyordu. Duru bu sesi dinlerken aşağıdan dedesinin sesini duydu.
“O tohumlar, yıllar önce kasabanın bahçelerini korurdu,” dedi dedesi. “Fakat onları ekecek kişinin yalnızca toprağı değil, insanların gönlünü de sulaması gerekir.”
Duru pencereden dışarı baktı. Kasabanın çeşmesi hâlâ akıyordu ama bahçeler uzun süredir çiçeksizdi. Elmalar küçülmüş, fasulyeler sararmış, arılar başka yerlere gitmişti. Herkes yağmuru bekliyor, yağmur da sanki kasabanın yolunu unutmuş gibi görünüyordu. Duru, tohumları hemen toprağa serpmek istedi. Ancak dedesi, her bir tohumun farklı bir iyiliği beklediğini söyledi.
Yedi Tohumun Sırrı
İlk tohumu Duru, meydandaki çatlak saksıya ekti. Saksıyı onarmak için taş ustası Saim Usta’dan yardım istedi. Saim Usta günlerdir kimse kendisini çağırmadığı için üzgündü; yine de saksıyı özenle düzeltti. Tohum filizlendi ve minicik yapraklarının üzerinde su damlaları belirdi. O gün kasabadaki çeşme biraz daha gür aktı.
İkinci tohum, paylaşmayı bekliyordu. Duru, evindeki son kavanoz çilek reçelini komşularına götürdü. Komşuları da ellerindekileri ortaya koyunca uzun zamandır kurulmamış büyük bir sofra hazırlandı. Ertesi sabah tohumdan kırmızı bir çiçek çıktı. Çiçeğin kokusunu alan arılar geri döndü.
Üçüncü tohum için sabır gerekti. Duru onu kuru değirmenin yanına ekti ve her sabah toprağı kontrol etti. Günler geçti, hiçbir şey görünmedi. Tam vazgeçecekken topraktan ince, yeşil bir kıvrım çıktı. Bu filiz büyüyüp değirmenin kanatlarına sarıldı. Rüzgâr estiğinde kanatlar yeniden dönmeye başladı.
Dördüncü tohum, unutulmuş bir şarkıyı hatırlamayı bekliyordu. Duru, kasabanın yaşlı kemancısı Leman Hanım’ın kapısını çaldı. Leman Hanım yıllardır kemanına dokunmuyordu. Duru onunla birlikte eski ezgileri aradı. İlk nota duyulduğunda tohum, sarı çiçeklerle dolu bir çalıya dönüştü. Ezgiyi dinleyen çocuklar bahçeleri temizlemeye başladı.
Beşinci ve altıncı tohumlar da cesaret ve özür dileyen bir kalp istedi. Kasabanın iki kardeşi, kırılan oyuncak araba yüzünden haftalardır konuşmuyordu. Duru onları aynı ağacın gölgesine götürdü. Önce sessizlik oldu. Sonra kardeşlerden biri özür diledi, diğeri de elini uzattı. Toprakta iki mavi filiz belirdi ve birbirine doğru eğildi.
Geriye yalnızca son tohum kalmıştı. Duru onu kasabanın en kurak tepesine götürdü. Tohumu ekti, fakat ne su vardı ne de gölge. Duru avuçlarını toprağın üzerine koyup fısıldadı: “Büyümen için elimden geleni yapacağım.” O sırada kasabadaki herkes tepeye çıktı. Kimi su getirdi, kimi küçük taşları ayıkladı, kimi de toprağı gevşetti.
Son tohum, insanların birlikte verdiği emeği bekliyormuş. Bir anda toprak yarıldı ve içinden geniş dallı bir ağaç yükseldi. Dallarında meyve yerine küçük gümüş çanlar vardı. Rüzgâr estikçe çanlar çaldı; uzak tepelerde biriken bulutlar bu sesi duyup kasabaya geldi. Yağmur öyle yumuşak yağdı ki tek bir çiçek bile ezilmedi.
Aylar sonra kasabanın bahçeleri yeniden yeşerdi. Duru, gümüş tohumların yalnızca eski bir büyü olmadığını anladı. İyilik, sabır, paylaşma, cesaret, özür ve emek bir araya geldiğinde en kuru yer bile yeniden hayat bulabilirdi. Tohumları tavan arasındaki kutuya geri koymadı. Her yıl yetişen çiçeklerden yeni tohumlar aldı ve onları kasabanın çocuklarıyla paylaştı. Böylece o günden sonra kim hikaye oku diye sorsa, Duru ona önce toprağa bir iyilik bırakmasını söylerdi. Çünkü bazı masallar okunarak değil, birlikte yaşanarak büyürdü.




