Sarmaşık Tepesindeki Cesur Fikir

Çınaraltı Ovası’nda, sarmaşıklarla kaplı küçük bir tepe vardı. Bu tepede yaşayan hayvanlar, sabahları göletin çevresinde buluşur; ördekler suya dalar, sincaplar meşe palamudu taşır, kelebekler çiçeklerin üzerinde dans ederdi. Gölet yalnızca susuzluklarını gidermiyor, ovanın bütün canlılarına serinlik ve neşe veriyordu.
Bir yaz sabahı kirpi Pırıltı, dikenlerinin arasına takılan kuru yaprakları temizlerken göletteki suyun iyice azaldığını fark etti. Çamurlu zeminde yalnızca birkaç parlak su birikintisi kalmıştı.
“Böyle giderse birkaç gün içinde gölet tamamen kuruyacak,” diye düşündü.
Pırıltı hemen arkadaşlarını topladı. Kunduz Kütük, göletin önüne bir set yapılmasını önerdi. Ördek Lopi, uzaktaki dereye gidip su taşımayı düşündü. Karga Zuzu ise tepeden uçup yağmur bulutu aramayı teklif etti. Herkesin fikri değerliydi ama hiçbirinin tek başına yeterli olmayacağı belliydi.
Hayvanlar birbirlerine bakarken Pırıltı, tepenin yamacında uzanan eski bir su izini hatırladı. Bu iz, yıllar önce yağmur sularını gölete taşıyan ince bir kanala aitti. Kanalın önü çalılarla ve taşlarla kapanmıştı.
“Gölete su taşımak yerine suyun yolunu açabiliriz,” dedi Pırıltı. “Ama bunu yapabilmek için herkesin başka bir işe katılması gerekecek.”
Kütük hemen itiraz etti. “Ben büyük dalları yerinden oynatabilirim, fakat tek başıma kanalın tamamını açamam.”
“Ben küçük taşları gagamla taşıyabilirim,” dedi Zuzu.
“Ben de toprağı eşeleyebilirim,” diye ekledi köstebek Nohut. Nohut’un isteği, yerin altında yeni tüneller kazmak değil, suyun rahatça ilerleyebileceği düzgün bir yatak hazırlamaktı. Lopi ise yavru ördekleri güvenli bir yerde tutmayı ve çalışanlara su getirmeyi seçti.
Herkes işe koyuldu. Kütük kalın dalları sürükledi, Nohut gevşek toprağı iki yana ayırdı, Zuzu taşları taşıdı. Pırıltı ise kanalın kıvrımlarını dikkatle inceleyerek suyun nerede birikeceğini belirledi. Onun dikenleri küçük taşları taşımaya elverişli değildi; yine de bundan yakınmadı. Dikenlerinin arasına ince yapraklar yerleştirip yapraklardan küçük bir taşıma sepeti yaptı.
Öğleye doğru gökyüzü karardı. Hayvanlar yağmur yağacağını sanarak sevindi, fakat yalnızca kısa bir rüzgâr çıktı. Ardından güneş daha da kızgınlaştı. Birkaç hayvan yorulup çalışmayı bırakmayı önerdi.
Pırıltı da yorulmuştu. Üstelik kanalın bir bölümünde büyük, yuvarlak bir kaya vardı. Kaya öyle ağırdı ki bütün güçlerine rağmen kıpırdamıyordu. Pırıltı bir süre kayaya baktı. Sonra kayanın altındaki toprağın yumuşak olduğunu fark etti.
“Onu kaldırmaya çalışmayalım. Altını biraz kazıp yana doğru yuvarlayalım,” dedi.
Nohut kayanın altını eşeledi. Kütük arkasından itti. Zuzu, çevredeki hayvanlara ritimli seslerle güç verdi. Sonunda kaya yavaşça yana yuvarlandı ve kanalın önü açıldı.
Fakat su hemen akmadı. Kanalın başlangıcında, yamaçtan düşen yapraklar kalın bir tabaka oluşturmuştu. Pırıltı bu kez arkadaşlarının dinlenmesini istedi. Kendisinin seçtiği ince bir dalı yaprakların arasına sokup tabakayı gevşetmeye başladı. Bir süre sonra aşağıdan serin bir ses duyuldu. Önce incecik bir su çizgisi belirdi, sonra çizgi küçük bir akıntıya dönüştü.
Akıntı kanalda ilerledi, kıvrımları geçti ve gölete ulaştı. Ördekler sevinçle kanat çırptı. Kurbağalar yeniden vak vaklamaya başladı. Susamış çiçekler başlarını kaldırdı.
Akşam olduğunda gölet henüz eski doluluğuna kavuşmamıştı ama artık kurumuyordu. Hayvanlar, kanalın başına küçük taşlardan bir işaret koydu. Her sabah bir grup canlı kanalı kontrol edecek, düşen dalları temizleyecekti.
Kütük, Pırıltı’ya dönüp “Sen en güçlü olan değildin,” dedi, “ama doğru soruyu sordun: Suyu nasıl taşıyacağız değil, onun yolunu nasıl açacağız?”
Pırıltı gülümsedi. “Bazen çözüm, daha çok zorlamak değil, önündeki engeli dikkatle fark etmektir,” dedi.
O günden sonra Çınaraltı Ovası’ndaki hayvanlar her sorun çıktığında önce birbirlerinin fikirlerini dinledi. Çünkü hayvan masalları arasında anlatılan bu küçük olay, onlara büyük bir şeyi öğretmişti: Cesur bir fikir, paylaşılmış emekle birleştiğinde yalnızca bir göleti değil, bütün bir yuvayı yaşatabilirdi.




