Doğa Masalları

Sessiz Dereye Çizilen Yeşil Yol

Çam kokularının yayıldığı Gökçeova’nın kıyısında, Defne adında meraklı bir çocuk yaşardı. Defne, her sabah evinin önündeki patikadan yürüyüp dereyi selamlardı. Dere eskiden şırıl şırıl akar, taşların arasından geçerken sanki neşeli bir türkü söylerdi. Fakat o yıl yaz çok sıcak geçmişti. Dere incelmiş, bazı yerleri sessizce kurumuştu. Kıyısındaki sazlıklar eğilmiş, kelebekler başka çiçekler aramaya başlamıştı.

Bir sabah Defne, dere yatağında parlayan küçük bir tohum gördü. Tohum, yuvarlak ve gümüş renkliydi. Defne onu avucuna alınca incecik bir ses duydu: “Beni toprağa bırakırsan yalnızca ben değil, bütün dere büyür.” Defne şaşkınlıkla etrafına baktı. Ses, yaşlı söğüdün dallarından mı gelmişti, yoksa suyun unuttuğu bir şarkı mıydı, anlayamadı. Yine de tohumu cebine koymadı; dere kıyısında, yumuşak toprağın bulunduğu bir yere dikkatle dikti.

Sonra ormandaki canlılardan yardım istemeye karar verdi. İlk olarak, dallar arasında zıplayan kızıl sincap Mercan’a rastladı. Mercan, kurumuş yaprakları ve küçük dalları toplayıp suyun önünü kapatan çamur yığınlarını temizlemeyi önerdi. Ardından ağır adımlarla gelen kaplumbağa Tıkırtı, ormanın yukarısındaki pınarı gösterdi. Pınarın çevresi taşlarla ve rüzgârın taşıdığı çöplerle doluydu. “Su kendine yol bulur,” dedi Tıkırtı, “ama bazen ona nazikçe yol açmak gerekir.”

Defne, Mercan ve Tıkırtı işe koyuldu. Kuşlar da dallardan küçük parçalar taşıdı. Karıncalar, toprağı gevşetip tohumun çevresini havalandırdı. Arılar, çiçeklerin yerini birbirlerine anlatarak boş kalan alanlara kondu. Defne ise köydeki arkadaşlarını çağırdı. Hep birlikte pınarın çevresindeki çöpleri topladılar, kırılmış plastikleri ayırdılar ve suyun aktığı yola taşları zarar vermeden dizdiler. Kimse canlıların yuvalarını bozmadı; her işi dikkatle ve sabırla yaptılar.

Akşamüstü gökyüzü pembe renge büründüğünde, pınarın altından ince bir su çizgisi göründü. Önce bir parmak kalınlığındaydı. Sonra taşların arasından kıvrılarak dere yatağına doğru ilerledi. Defne’nin diktiği gümüş tohum da toprağın içinden minicik yeşil bir filiz çıkardı. Filiz uzadıkça çevresinde yeni otlar belirdi. Otların arasında mor çiçekler açtı; çiçeklere konan kelebekler, uzun zamandır görülmeyen renkleri yeniden ormana getirdi.

Fakat ertesi gün köylülerden biri derenin kenarına eski kovalar bırakmak istedi. Defne hemen karşısına geçip kızmak yerine ona pınarın nasıl yeniden canlandığını anlattı. “Burası yalnızca bizim değil,” dedi. “Kuşların su içtiği, kurbağaların saklandığı, ağaçların köklerini besleyen ortak evimiz.” Köylü, Defne’nin sözlerini dinledi. Kovaları aldı ve herkesle birlikte dere kıyısına temiz su kapları yerleştirdi. Böylece kimse doğaya zarar vermeden ihtiyaç duyduğu suya ulaşabildi.

Günler geçtikçe ince su çizgisi büyüdü. Dere, önce fısıltıyla, sonra canlı bir şarkıyla akmaya başladı. Sazlıklar doğruldu, kurbağalar gece korolarına katıldı. Söğüt ağacı dallarını suya uzatırken yaprakları sevinçle titreşti. Defne, gümüş tohumdan büyüyen bitkinin sıradan bir ağaç olmadığını fark etti. Bu, iyilikle korunan her yerin içinde uyanan umut ağacıydı.

O günden sonra Gökçeova’da herkes haftada bir gün doğayı dinleme günü yaptı. Çocuklar çöpleri topladı, büyükler su yollarını kontrol etti, canlıların yuvalarına dokunmadan çevreyi temiz tuttu. Defne ise dere kenarına küçük bir tahta levha astı: “Bir damlayı koruyan, bir yaşamı korur.” Levhanın altında büyüyen umut ağacı her bahar gümüş renkli tohumlar verdi. Bu tohumlar ormanın farklı köşelerine ekildi ve Gökçeova’nın yeşil yolu, uzaklardaki başka derelere kadar uzandı.

Doğanın Sessiz Öğüdü

Defne, o günden sonra bir derenin yalnızca akan sudan ibaret olmadığını biliyordu. Onu çevreleyen ağaçlar, çiçekler, böcekler, kuşlar ve insanlar birlikte yaşadığında doğa yeniden nefes alıyordu. Küçük bir tohumun başlattığı bu değişim, herkese şunu öğretti: Doğayı korumak için bazen büyük işler değil, sevgiyle atılan küçük ve dikkatli adımlar yeterlidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu