Sepette Büyüyen Gülümseme

Güneş, okulun pencerelerine yumuşacık ışıklar bırakıyordu. Minik Ece, annesiyle birlikte okul öncesi sınıfına geldiğinde elinde sarı, boş bir sepet vardı. Sepetin üzerinde küçük bir gülümseme resmi bulunuyordu.
Öğretmeni Gökçe, çocukları kapıda karşıladı. Ece sepeti gösterip, “Bugün bununla ne yapacağız?” diye sordu.
Gökçe Öğretmen gülümsedi. “Bu, güzel düşünceler sepeti. İçine arkadaşlarımızı sevindirecek küçük şeyler koyabiliriz. Bir resim, güzel bir söz ya da yardım etmek için bir fikir olabilir.”
Çocuklar sepetin çevresinde toplandı. Aras, kırmızı bir kâğıda kocaman bir güneş çizdi. “Bunu bugün neşeli görünmeyen birine vereceğim,” dedi.
Melis, cebinden renkli bir kurdele çıkardı. “Bunu sınıfımızdaki kitaplığın kapısına bağlayabiliriz. Kitaplar da güzel bir yere sahip olduklarını anlar.”
Can, ayakkabısının bağını gösterdi. Bağı biraz gevşemişti. “Önce Ada’nın bağını bağlamasına yardım edeceğim,” dedi. Ada da başını sallayıp gülümsedi.
Gökçe Öğretmen, her güzel düşüncenin sepete konmasına gerek olmadığını söyledi. “Bazı iyilikler ellerimizde, bazıları da kalbimizde büyür,” dedi.
Sepetin Sırrı
Çocuklar oyun saatine geçti. Ece, sarı sepeti sınıfın ortasındaki küçük masaya koydu. Bir süre sonra sepetin içinden incecik bir ses geldi.
“Çın!”
Herkes şaşkınlıkla sepete baktı. İçinde yalnızca Aras’ın güneş resmi ve Melis’in kurdelesi vardı. Fakat sepetin tabanında minicik, parlak bir nokta ışıldıyordu.
“Belki sepet, güzel düşünceleri duyuyordur,” dedi Aras.
O sırada Can, Ada’nın ayakkabı bağını bağlamasına yardım etti. Sepetin içindeki ışık biraz büyüdü. Melis kitaplığın önünü düzenledi. Işık daha da parladı. Ece, yere düşen kalemleri topladı. Sepet bu kez tatlı bir ses çıkardı: “Çın çın!”
Çocuklar sırayla güzel işler yapmaya başladılar. Kimi arkadaşına yer verdi. Kimi oyuncakları kutusuna koydu. Kimi de “Seninle oynamak isterim,” diyerek yalnız oturan bir arkadaşının yanına gitti.
Her iyilikten sonra sepetteki ışık büyüdü. Önce nohut kadar oldu. Sonra fındık kadar parladı. En sonunda sarı sepetin içi, küçük bir yıldız gibi ışık saçtı.
Birden sepetten yumuşak bir ses yükseldi: “Güzel düşünceler paylaşılınca çoğalır.”
Çocuklar birbirlerine baktı. Ece, “Demek sepetin sırrı buymuş,” dedi. “İçine koyduğumuz iyilikler, sınıfımızı aydınlatıyor.”
En Büyük Paylaşım
Öğle vakti yaklaşınca Gökçe Öğretmen çocuklara meyve tabaklarını dağıttı. Tabaklardan birinde yalnızca bir elma kalmıştı. Ece elmayı ikiye bölüp yarısını yanındaki arkadaşına uzattı.
Sepet öyle parlaklaştı ki sınıfın duvarlarında altın renkli küçük ışıklar dans etmeye başladı. Çocuklar alkışladı. Fakat ışık gözleri hiç rahatsız etmiyordu. Sanki sınıfa sıcak bir gülümseme yayılıyordu.
O gün çocuklar, sepetin yanına renkli bir not astı: “İyilik küçücük başlar, kocaman sevinç olur.”
Okuldan ayrılırken Ece, sarı sepeti penceredeki rafa koydu. Ertesi sabah sepet yine boştu. Ama bu kez kimse üzülmedi. Çünkü herkes, içine koyacağı güzel düşünceyi çoktan bulmuştu.
Aras güneş resmini getirdi. Melis yeni bir kurdele hazırladı. Can yardım etmeyi düşündü. Ece ise arkadaşlarını kapıda karşılayıp, “Günaydın! Bugün birlikte ne güzel bir şey yapalım?” dedi.
Sepet yine “çın” diye seslendi. Sınıfın içinde gülümsemeler büyüdü. O günden sonra çocuklar anladı ki en güzel sepet, iyilikle dolan kalptir.



