Deyim Hikayeleri

Çınaraltı’nda Çalan Küçük Zil

Çınaraltı köyünde, rüzgâr ne zaman kuzeyden esse meydandaki eski çınarın dallarından incecik bir zil sesi duyulurdu. Köylüler bu sesi uğurlu sayardı. Çünkü zil çaldığında güzel bir haberin yolda olduğuna inanırlardı.

On yaşındaki Ece ise güzel haberleri beklemeye hiç dayanamazdı. Bir gün babası, “Akşama sana önemli bir sürprizim var,” deyince Ece’nin gözleri parladı. Bütün gün odanın içinde dolaştı, pencereden yola baktı, mutfağa girip çıktı. Ayakları yerinde durmuyor, yüzündeki gülümseme bir türlü kaybolmuyordu.

Onu gören ninesi kahkahayla, “Senin bugün eteklerin zil çalıyor,” dedi.

Ece eteğine baktı. Eteğinde ne zil vardı ne de çan. “Ninem, eteğim nasıl zil çalsın?” diye sordu.

Ninesi, çınarın altındaki taş sıraya oturup torununa elini uzattı. “Bu söz, insan çok sevindiğinde, heyecanlandığında söylenir. Eskiden bayramlarda ve şenliklerde insanlar neşeyle oynar, üzerlerindeki küçük çanlar da şıngırdardı. Birinin etekleri zil çalıyor denince onun büyük bir sevinç yaşadığı anlatılır.”

Ece bu açıklamayı çok beğendi. “Öyleyse benim eteklerim gerçekten zil çalmasa da içimde ziller çalıyor!” dedi.

Tam o sırada meydanın öbür ucundan köyün saatçisi Uluç Usta göründü. Elinde, üstü mavi kumaşla örtülü yuvarlak bir kutu taşıyordu. Ece’nin babası da onun yanındaydı.

“Sürprizim geldi!” diye bağırdı Ece ve koşarak yanlarına gitti.

Uluç Usta kutunun kapağını açınca içinden küçük, gümüş renkli bir zil çıktı. Zilin sapında Ece’nin baş harfi işlenmişti. Babası, “Bunu senin için yaptırdım. Ne zaman cesaret edip yeni bir şey denersen çal,” dedi.

Ece’nin sevinci öylesine büyüdü ki gerçekten de çınarın dallarındaki bütün ziller aynı anda çalmaya başladı. Meydandaki güvercinler havalandı, çocuklar alkışladı. Ece zili eline alıp bir kez salladı. İncecik ses, köyün sokaklarında dolaştı.

Fakat Ece, zilini herkese göstermek için koşarken çeşmenin yanında oturan küçük Arda’yı fark etmedi. Arda, köy şenliğinde yapılacak kukla gösterisi için bir kukla hazırlamıştı. Kuklanın kumaş pelerini rüzgârla uçmuş, çocuk da onu yakalamaya çalışıyordu. Ece hızla geçince yanlışlıkla kuklanın ipine bastı. Kuklanın kolları birbirine dolandı.

“Eyvah, bütün gün uğraşmıştım,” dedi Arda. Sesi üzgündü.

Ece’nin içindeki sevinç bir an duruldu. Ziline baktı, sonra Arda’nın karışmış iplerine. Babasının ona söylediği şeyi hatırladı: “Yeni bir şey denediğinde cesaretin kadar kalbin de büyüsün.”

Ece hemen dizlerinin üzerine çöktü. “Özür dilerim. Birlikte düzeltelim mi?” diye sordu.

Arda başını salladı. İki çocuk uzun süre ipleri ayırdı. Bazen yanlış düğümü çözdüler, bazen yeniden bağladılar. Sonunda kuklanın kolları açıldı ve pelerini eskisinden daha güzel göründü.

Şenlik başladığında Ece, gümüş zilini kendi başına çalmak yerine Arda’ya uzattı. “İlk sesi sen ver. Çünkü kuklanı sahneye çıkaracak cesareti sen gösterdin,” dedi.

Arda zili salladı. Çınaraltı’nda tatlı bir çınlama yükseldi. Kukla gösterisi başlayınca herkes güldü, alkışladı. Ece’nin etekleri yine zil çalıyordu; ama bu kez sevinci yalnızca kendisine ait değildi.

Ninesi akşamüstü onun yanına gelip, “Şimdi deyimin anlamını gerçekten öğrendin,” dedi.

Ece gülümsedi. “Evet,” diye karşılık verdi. “İnsan sevindiğinde etekleri zil çalar. Ama o sesi başkalarıyla paylaşırsa şenlik daha da büyür.”

O günden sonra köyde biri büyük bir mutluluk yaşadığında herkes aynı sözü söylerdi. Çınarın zilleri de sanki bu güzel deyimi onaylar gibi, rüzgâr estikçe neşeyle çalardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu