Gün Ortasında Susmayan Dere

Güneş tam tepedeyken Çınaraltı Vadisi’ndeki dere birden sustu. Suyun şırıltısı kesilince kurbağaların korosu dağıldı, söğüt yaprakları bile ne yapacağını şaşırıp sessizce sallandı. Vadinin en hareketli sakini olan su samuru Badem, dere kıyısında sırtüstü dönüp durdu. Onun büyük bir isteği vardı: Yaz şenliğinde herkesin önünde, suyun üzerinde taş sektirerek yeni rekor kırmak. Fakat su akmazsa taş da sekmezdi.
Badem, “Derenin kaynağına gidip suyu hemen geri getireceğim,” dedi ve kuyruğunu bir kürek gibi kullanarak yola koyuldu. O sırada çalılıkların arasından kirpi Nane çıktı. Nane’nin de kendi planı vardı. Şenlikte topladığı böğürtlenlerle vadideki bütün hayvanlara küçük meyve sepetleri hazırlamak istiyordu. Sepetleri serin tutan dere kuruyunca böğürtlenler hızla yumuşamaya başlamıştı.
“Ben de geliyorum,” dedi Nane. “Ama önce sepetlerimi güvenli bir yere bırakmalıyım.”
“Vakit kaybedemeyiz,” diye karşılık verdi Badem. “Rekorumu kırmam için öğleden önce su akmalı.”
Nane dikenlerini hafifçe kabarttı. “Senin rekorun önemli olabilir, ama benim hazırladığım yiyecekler de vadideki dostlarımız için.”
İki arkadaş tartışırken yüksek bir dala konan kuzgun Ardıç onları dinledi. Ardıç’ın parlak şeylere düşkünlüğü herkesçe bilinirdi; ancak o gün gagasında altın bir düğme yerine eski bir harita taşıyordu. Haritayı, vadinin yukarısındaki terk edilmiş değirmenin yanında bulmuştu. Haritada derenin üç küçük kola ayrıldığı ve bu kollardan birinin taşlarla kapatıldığı çizilmişti.
“Kaynağa koşmak yerine önce haritayı okuyalım,” dedi Ardıç. “Belki suyun önünü bir kaya değil, yanlış yere sürüklenmiş bir yığın kapatmıştır.”
Badem sabırsızlandı. “Ben hızlı gidersem yığını tek başıma kaldırırım.”
“Ben de sepetlerimi bekletip sana yardım ederim,” dedi Nane, sonra düşüncesini değiştirdi. “Hayır, sepetleri yanıma alacağım. Yolda susayanlara böğürtlen dağıtırım. Böylece kimse bizi beklerken aç kalmaz.”
Ardıç, Nane’nin kararını beğendi. Badem ise biraz homurdandı ama arkadaşlarının peşinden yürüdü. Yol boyunca dere yatağındaki ıslak taşları incelediler. Ardıç havadan bakıp kıvrılan izleri takip ediyor, Nane dikenlerine takılan kuru otları temizliyor, Badem de küçük su birikintilerinde taş sektirerek ilerliyordu. Her taş yalnızca bir kez sıçrıyordu; bu durum Badem’in canını sıksa da rekor düşüncesini bir süreliğine erteledi.
Değirmenin yanına vardıklarında haritadaki üç kola ulaştılar. Birinci kol çamurla dolmuştu. İkinci kolun önünde devrilmiş bir kütük vardı. Üçüncü kol ise parlak, yuvarlak kozalaklarla kapanmıştı. Ardıç kozalaklara bakınca gözleri ışıldadı. Bunlar, rüzgârın sürükleyip getirdiği çam kozalaklarıydı; içlerindeki tohumlar vadideki çıplak yamaca dikilirse yıllar içinde gölge sağlayabilirdi.
Badem, “Kozalakları kenara itelim, su hemen aksın,” dedi.
Nane başını salladı. “Kenarına atarsak yeniden yuvarlanıp yolu kapatabilirler. Önce onları yamaçta küçük çukurlara yerleştirelim.”
Badem, şenlikteki rekorunu yeniden düşünmeye başladı. Kozalakları taşımak uzun sürecekti. Yine de arkadaşlarının fikrini kabul etti. Üçü birlikte çalıştı. Badem en ağır kozalakları sırtında taşıdı, Nane toprağı küçük pençeleriyle kazdı, Ardıç da yüksekten bakarak hangi çukurun nereye açıldığını söyledi. Bir süre sonra yamacın üzerinde düzgün bir sıra oluştu.
Sonra kütüğe geldiler. Badem onu itmeye çalıştı, fakat kütük yerinden kıpırdamadı. Nane, kütüğün altındaki küçük taşları fark etti. “Aynı anda değil, sırayla itelim,” dedi. Ardıç bir dal bulup kütüğü kaldıraç gibi kullanmalarını önerdi. Badem dalı yerleştirdi, Nane taşları çekti, Ardıç da kanat çırparak işaret verdi. Kütük sonunda yuvarlanıp kenara gitti.
Çamurla kaplı kola su ince bir çizgi halinde süzüldü, sonra hızlandı. Üç kol birleşince dere yeniden şırıldamaya başladı. Vadideki kurbağalar seslerini yükseltti, söğütler sevinçle sallandı. Nane böğürtlen sepetlerini serin suyun yanına dizdi. Ardıç, haritanın arkasına kozalakların dikildiği yamacın resmini çizdi.
Şenlik başladığında Badem taşını suya bıraktı. Taş, bir, iki, üç, dört kez sıçradı ve Badem’in eski rekorunu geçti. Fakat Badem en çok, bu başarının tek başına değil, birlikte açılan dere sayesinde gerçekleşmesine sevindi. Nane meyve sepetlerini dağıttı; Ardıç ise herkese yeni dikilen kozalakları gösterdi.
O günden sonra vadide bir kural benimsendi: Birinin acelesi olduğunda herkes durup başka bir canlının isteğini de dinleyecekti. Çünkü bazen en iyi çözüm, en hızlı yol değil, herkesin gönlünde yer açan üçüncü yoldu. Yıllar sonra kozalaklar büyüyüp ağaç olduğunda dere, onların gölgesinde daha serin aktı; Badem ise her şenlikte ilk taşını arkadaşlarına teşekkür ederek suya bıraktı.




