Fısıldayan Köklerin Sabahı

Güneş, çamların tepelerine bal rengi ışıklar serperken orman her zamanki gibi uyanmaya hazırlanıyordu. Eğrelti otlarının üzerindeki çiy damlaları parlıyor, meşe yaprakları hafif rüzgârla hışırdıyor, uzaktaki dereden şırıl şırıl bir türkü yükseliyordu. Bu ormanda her sabah, bütün canlıların sesleri birleşir ve gün doğarken neşeli bir şarkı oluşurdu.
Genç geyik Lalin, o sabah kulaklarını dikkatle dikti. Şarkıda bir eksiklik vardı. Kurbağalar vıraklıyor, arılar vızıldıyor, ağaçkakan gagasıyla ritim tutuyordu ama ormanın derinliklerinden gelen yumuşak uğultu duyulmuyordu.
“Köklerin sesi neden sustu?” diye merak etti Lalin.
Bu uğultu, yaşlı ağaçların toprağın altında birbirleriyle haberleşirken çıkardığı incecik sesti. Kökler, suyun nerede bulunduğunu, hangi fidanın gölgeye ihtiyaç duyduğunu ve toprağın hangi bölümünde yeni bir filiz uyandığını birbirlerine anlatırdı. Ormanın bütün canlıları bu sesi duyamazdı; fakat Lalin’in kulakları çok hassastı.
Önce yosunlarla kaplı taşların yanında yaşayan kirpi Badem’e danıştı. Badem, kuru yaprakları burnuyla aralayıp toprağı kokladı.
“Dün gece kuzey yamacından tuhaf bir tıkırtı geldi,” dedi. “Belki oradadır aradığın cevap.”
Lalin, Badem’le birlikte kuzeye doğru ilerledi. Patikada sincap Tofi’ye rastladılar. Tofi, kozalaklarını dallar arasındaki yuvasına taşıyordu.
“Ben de oraya gidiyordum,” dedi sincap. “Kavakların yanındaki küçük göletin suyu azalmış. Balıklar sığ yerde dönüp duruyor.”
Üç arkadaş, gölete vardığında sorunun nedenini gördü. Yamaçtan kopan dallar ve ıslak toprak, gölete giden su yolunu kapatmıştı. Su, taşların arasından güçlükle sızıyor; susamış otlara, çiçeklere ve ağaç köklerine ulaşamıyordu. Göletin kıyısındaki söğüt dalları eğilmiş, nilüfer yaprakları çamura bulanmıştı.
“Bu büyük yığını tek başımıza kaldıramayız,” diye düşündü Lalin.
O sırada yaşlı baykuş Oruç, alçak bir dala kondu. Gece boyunca ormanı gözlediği için neler olduğunu biliyordu.
“Orman, tek bir canlının gücüyle değil, herkesin küçük katkısıyla iyileşir,” dedi. “Karıncalar ince dalları taşıyabilir, kunduzlar suya yeni bir yol açabilir, kuşlar da kuru yaprakları uzaklaştırabilir. Siz de büyük dalları gevşetirsiniz.”
Lalin arkadaşlarına baktı ve hemen işe koyuldular. Badem, dikenlerini dikkatle kullanarak küçük dalları yığından ayırdı. Tofi, arkadaşlarını çağırmak için ağaçtan ağaca sıçradı. Karıncalar, çam iğnelerini ve ince çalı parçalarını taşıdı. Serçeler, çamurla ağırlaşmış yaprakları gagalarıyla çekti. Yakındaki kunduz ailesi de güçlü kuyruklarıyla toprağı iterek suya yeni bir kanal açtı.
Lalin, boynuzlarını büyük dalların altına geçirip yavaşça kaldırdı. Her denemede arkadaşları ona destek oldu. Bazen dal yalnızca bir parmak kadar oynuyor, bazen de hiç kıpırdamıyordu. Kimse vazgeçmedi. Tofi her başarısız denemeden sonra, “Birlikte düşünürsek başka bir yol buluruz,” diyordu.
Sonunda Lalin, dalların altına yuvarlak taşlar yerleştirdi. Böylece yük biraz yükseldi. Kunduzlar kanalı genişletti, Badem de çamura sıkışmış kökleri zarar vermeden temizledi. Birden su, ince bir çizgi hâlinde akmaya başladı. Sonra bu çizgi büyüdü, parıldayan küçük bir dereye dönüştü.
Su gölete ulaştığında balıklar sevinçle sıçradı. Nilüferler yeniden doğruldu, söğüt dalları serin suya değdi. Toprak derin bir nefes almış gibi yumuşadı.
O anda ormanın içinden tatlı bir uğultu yükseldi. Önce tek bir kökten geldi, sonra başka kökler ona katıldı. Meşeler, kavaklar, çamlar ve söğütler yerin altında birbirlerine iyi haberi fısıldıyordu. Sabah şarkısındaki eksik ses geri dönmüştü.
Lalin, Badem ve Tofi göletin kıyısında sessizce dinledi. Oruç kanatlarını açıp, “Bir ormanın en güçlü yanı en uzun ağacı değil, birbirini duyan canlılarıdır,” dedi.
O günden sonra orman halkı her ay su yollarını, yuvaları ve genç fidanları birlikte kontrol etti. Lalin ise her sabah köklerin sesini dinledi. Çünkü bazen orman masalları, uzak diyarlarda değil; bir damla suyun yolunu bulduğu, küçük ellerin birleştiği ve herkesin birbirine kulak verdiği yerde başlardı.
