Okul Öncesi Hikayeler

Mina’nın Sınıfındaki Sürpriz Tıkırtı

Sabah güneşi, anaokulunun büyük pencerelerinden içeri süzülüyordu. Mina, annesinin elini bırakıp sınıfına girdiğinde arkadaşları onu gülümseyerek karşıladı. Öğretmenleri Narin, masanın üzerine renkli kâğıtlar, yumuşak oyun hamurları ve tahta düğmeler koymuştu. O gün sınıfta herkes kendi düş evini yapacaktı.

Mina sarı kâğıttan küçük bir ev katladı. Evine yuvarlak bir pencere, mavi bir kapı ve minicik bir çiçek çizdi. Tam çatısını yapıştırırken masanın altından bir ses geldi: “Tık, tık, tık!”

Mina başını eğdi. Masanın altında hiçbir şey yoktu. Sadece sınıfın yumuşak halısı ve üç renkli top duruyordu. Biraz sonra ses yine duyuldu.

“Tık, tık, tık!”

Bu kez yanındaki Arda da sesi işitti. “Belki küçük bir tahta kuş vardır,” dedi. Ela, “Belki de oyuncak trenimiz konuşuyordur,” diye düşündü. Narin Öğretmen gülümseyerek, “Birlikte bakarsanız cevabı daha kolay bulabilirsiniz,” dedi.

Masaların Altındaki Küçük Sır

Çocuklar el ele tutuştu. Önce kitaplığın yanına baktılar. Sonra kukla köşesini, minderlerin arkasını ve oyuncak sepetini kontrol ettiler. Tıkırtı bazen sağdan, bazen soldan geliyordu. Çocuklar her ses duyulduğunda durup birbirlerine bakıyor, sonra neşeyle aramaya devam ediyordu.

Mina, sınıfın köşesindeki büyük karton kutuyu fark etti. Kutunun üzerinde “Birlikte Yapılanlar” yazıyordu. İçinde eski resimler, tahta çubuklar ve kumaş parçaları vardı. Mina kutunun kapağını kaldırınca bir tahta parçası hafifçe sallandı.

“Tık, tık, tık!”

Arda hemen eğildi. Tahta parçanın yanında küçük, yuvarlak bir delik vardı. Deliğin içinden ince bir ip geçiyordu. İpin ucunda ise sarı bir düğme bulunuyordu. Çocuklar düğmeye dokununca kutunun içindeki tahta parça yeniden hareket etti.

“Ses buradan geliyor!” diye sevindi Ela. Ama kimse düğmenin neden orada olduğunu bilmiyordu.

Narin Öğretmen kutuya dikkatle baktı. “Bu, geçen yıl yaptığımız kukla sahnesinin bir parçası olabilir,” dedi. “Belki de sınıfımızda küçük bir oyun hazırlamak için saklamışız.”

Birlikte Kurulan Oyun

Mina’nın aklına güzel bir fikir geldi. “Bulduğumuz parçalarla yeni bir şey yapalım mı?” diye sordu. Herkes bu fikri çok sevdi. Arda uzun tahta çubukları birleştirdi. Ela kumaş parçalarından perde seçti. Mina, sarı düğmeyi sahnenin yanına yerleştirdi. Narin Öğretmen de güvenli bir şekilde ipi bağlamalarına yardım etti.

Çocuklar küçük sahnenin arkasına geçip kuklalarını oynatmaya başladılar. Mina’nın kuklası gülen bir kedi, Arda’nınki şapkalı bir kurbağa, Ela’nınki ise çiçek seven bir fil oldu. Her kukla sırayla sahneye çıktı. Fakat sarı düğmeye basılınca küçük tahta parça hareket ediyor ve tatlı bir ses çıkarıyordu.

“Tık, tık, tık!”

Bu ses oyunun başlangıç işareti oldu. Düğmeye basıldığında herkes sessizce bekliyor, sonra kuklalar neşeli bir şarkıya başlıyordu. Çocuklar birbirlerinin sırasını beklemeyi, eşyaları paylaşmayı ve arkadaşlarına yardım etmeyi öğrendiler.

Günün En Güzel Sürprizi

Öğleye doğru sınıfın kapısı açıldı. Narin Öğretmen, çocukların hazırladığı kukla oyununu diğer sınıftaki miniklere göstermek istedi. Mina biraz heyecanlandı. Arda onun elini tuttu. “Birlikteyiz,” dedi. Bu söz Mina’nın içini sıcacık yaptı.

Oyun başladığında sarı düğmeye basıldı.

“Tık, tık, tık!”

Kuklalar sahneye çıktı. Kedi, kurbağa ve fil birbirlerine yardım ederek büyük bir oyuncak ev yaptı. Oyuncak evin kapısına da şu cümleyi astılar: “Paylaşınca oyun büyür, yardımlaşınca neşe çoğalır.”

Minik izleyiciler alkışladı. Mina ve arkadaşları birbirlerine sarıldı. Sonra sarı düğmeyi sahnenin önüne bıraktılar. Çünkü sınıfa yeni gelen herkesin oyuna katılmasını istiyorlardı.

O günden sonra anaokulunda ne zaman biri yardıma ihtiyaç duysa, sarı düğmeye basıldı. Sınıf hep birlikte seslendi:

“Tık, tık, tık! Haydi, el ele!”

Ve küçük sınıf, her gün yeni bir oyunla daha da neşeli bir yer oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu