Fantastik Masallar

Yedi Renkli Merdivenin Bekçisi

Uzak ülkelerin birinde, bulutların yere değdiği Gökçınar Tepesi’nin ardında, yalnızca gün doğarken görünen yedi renkli bir merdiven vardı. Merdivenin basamakları gökyüzüne uzanır, her biri başka bir ışıkla parlar; kırmızı basamak cesareti, turuncu basamak neşeyi, sarı basamak umudu, yeşil basamak sabrı, mavi basamak dostluğu, lacivert basamak bilgeliği, mor basamak ise hayalleri temsil ederdi.

Bu merdivenin bekçisi, avuç içi kadar kanatları ve yıldız biçiminde gözleri olan Lorin’di. Lorin, her sabah basamakları yumuşak bir tüy fırçayla siler, akşamları da renklerin birbirine karışıp karışmadığını kontrol ederdi. Çünkü merdivenin renkleri dengede kaldığında, bütün vadinin çiçekleri açar, kuşlar aynı ezgiyi söylemeden de uyum içinde şakırdı.

Bir sabah Lorin, merdivenin yanında tuhaf bir sessizlik fark etti. Mor basamak solmuş, üzerinde gümüş renkli bir çatlak oluşmuştu. Merdivenin en üstünde ise daha önce hiç görmediği küçük, renksiz bir boşluk vardı.

“Sekizinci renk kaybolmuş,” diye fısıldadı.

Yaşlı taş kaplumbağa Marnu, çatlağı uzun süre inceledikten sonra, “O renk bir boya değildir,” dedi. “Yalnızca biri başkasının iyiliğini gerçekten düşündüğünde ortaya çıkar. Belki de vadide herkes kendi rengini korumaya çalışırken paylaşmayı unuttu.”

Lorin hemen yola çıktı. Önce kırmızı basamağın ardındaki Cesaret Çayırı’na gitti. Orada tavşanlar, birbirlerinin havuçlarını izinsiz alır diye korktukları için bütün havuçları çitlerle çevirmişti. Lorin, kendi yiyeceğini onlarla paylaştı. Tavşanlar da çitleri kaldırıp büyük bir ortak bahçe kurdu. Çayırın üzerinde küçük bir beyaz parıltı belirdi.

Sonra turuncu basamağın altındaki Kahkaha Mağarası’na uğradı. Mağaranın sakinleri, sesleri birbirine karışmasın diye kimseyle konuşmuyordu. Lorin, komik bir takla attı; fakat mağaradaki yankı onunla alay eder gibi çoğalınca utanıp köşeye saklanmadı. Herkesi birlikte gülmeye çağırdı. Önce bir taş cücesi kıkırdadı, sonra yarasa çocuklar kanatlarını çırparak kahkaha attı. Mağaranın tavanında ikinci bir ışık doğdu.

Yeşil basamakta yaşayan sarmaşık devleri ise büyüyemiyordu. Her biri güneşe ulaşmak için diğerinin önüne uzanmış, sonunda birbirlerinin ışığını kapatmıştı. Lorin, sarmaşıkları nazikçe ayırdı. Devler, en uzun olanın diğerlerine gölge vermesini sağlayacak yeni bir düzen kurdu. Yapraklar yeniden parladı.

Fakat lacivert basamağın ardında Lorin’in karşısına zor bir sınav çıktı. Bilgelik Kuyusu, ona tek bir soru sordu: “Sekizinci rengi bulmak mı daha önemlidir, yoksa onu ararken öğrendiklerini paylaşmak mı?” Lorin bir süre düşündü. Sonra cevabı bilmediğini söyledi. Çünkü gerçekten bilmiyordu. Bu dürüstlük üzerine kuyudan berrak bir su yükseldi.

Yolculuğun sonunda Lorin, mor basamağın üstüne döndü. Vadideki herkes onu takip etmişti: havuçlarını paylaşan tavşanlar, birlikte gülen mağara sakinleri, birbirine gölge olmayan sarmaşık devleri ve kuyunun suyundan içen taş cüceler… Her biri yol boyunca öğrendiği iyiliği yanında getirmişti.

Lorin, “Sekizinci renk nerede?” diye sordu.

Marnu gülümsedi. “Tek bir yerde değil. Hepimizin yaptığı küçük iyiliklerin arasında.”

O anda herkes elindekini yanındakine uzattı. Bir tavşan havuç verdi, bir taş cücesi su taşıdı, sarmaşık devleri rengârenk çiçekler açtırdı. Mağara sakinleri de neşeli bir ezgi söyledi.

Yedi basamak birden ışıldadı. Üstteki boşluk, hiçbir renge benzemeyen ama tüm renkleri içinde taşıyan ışıltıyla doldu. Bu, paylaşmanın rengiydi.

O günden sonra Lorin merdiveni tek başına beklemedi. Gökçınar Tepesi’ne gelen herkes bir iyilik yaparak basamaklardan çıkabildi. Böylece yedi renkli merdiven, gökyüzüne uzanan bir yol olmaktan çıktı; farklı kalplerin aynı ışıkta buluştuğu canlı bir gökkuşağına dönüştü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu