Macera Hikayeleri

Yelkin’in Kuzey Rüzgârına Taktığı Pusula

Çakılova’nın evleri, denize uzanan uzun bir yarımadanın üzerinde sıralanırdı. Köyün en büyük özelliği, her sabah kuzeyden esen serin rüzgârdı. Bu rüzgâr değirmenleri döndürür, yelkenlileri açık denize taşır, çocukların uçurtmalarını bulutlara kadar yükseltirdi. Fakat bir pazartesi sabahı rüzgâr ansızın kesildi.

Değirmen kanatları durdu, yelkenliler kıyıda bekledi. Fırıncıların ekmekleri kabarmadı, çünkü köyün eski mayalama değirmeni çalışmıyordu. Herkes gökyüzüne bakıp çözüm ararken, on iki yaşındaki Yelkin büyükbabasının kulübesinde bakır renkli, yuvarlak bir pusula buldu. Bu pusulanın ibresi kuzeyi değil, rüzgârın saklandığı yeri gösteriyordu.

“Rüzgâr kaybolmaz,” dedi büyükbabası. “Bazen yolunu hatırlaması için birinin ona eşlik etmesi gerekir.”

Yelkin, pusulayı cebine koydu. Yanına, tırmanmayı çok seven arkadaşı Suna’yı ve çantasına üç çörek saklayan küçük keçi Boncuk’u aldı. Köyün dışındaki patikaya vardıklarında pusulanın ibresi kuzey yerine kayalık tepelere döndü.

Üç İşaretli Patika

İlk işaret, iki kayanın arasına oyulmuş bir yaprak şekliydi. İkinci işaret, yosunların kapladığı bir taşın üzerinde parlayan üç noktadan oluşuyordu. Üçüncü işareti ise Boncuk buldu. Keçi, çalılıkların altından geçerken eski bir tahta levhayı boynuzuyla ortaya çıkardı. Levhada, “Sesini değil, sessizliği izle,” yazıyordu.

Çocuklar bu sözün anlamını anlamaya çalışırken önlerinde üç yol belirdi. Sağdaki yoldan kuş sesleri, soldakinden dere şırıltısı geliyordu. Ortadaki yol ise tamamen sessizdi. Yelkin pusulaya baktı; ibre ortadaki yolu gösteriyordu.

Patika, onları yüksek kayalıkların arasındaki dar bir geçide götürdü. Burada rüzgârın çok hafif bir uğultusu duyuluyordu. Suna elini kayaya dayayınca kaya titredi ve gizli bir kapı açıldı. İçeride yıldız biçimli taşlarla aydınlanan bir mağara vardı. Mağaranın sonunda, tavandan sarkan dev sarmaşıkların arasında gümüş kanatlı bir kuş bekliyordu.

Kuşun kanadı incinmişti. Yanındaki taş çanağın içinde de birkaç solgun tüy duruyordu. Yelkin hemen çantasından temiz bir bez çıkardı. Suna, mağaranın girişindeki yumuşak yosunlardan bir yatak hazırladı. Boncuk da çöreklerinden birini kuşun önüne bıraktı.

“Rüzgârın bekçisi benim,” dedi kuş. “Gece çıkan fırtına, kuzey geçidinin önüne dev bir çam kozalağı sürükledi. Rüzgâr köye ulaşamıyor. Kozalağı yerinden oynatmak için üç kişinin gücünden çok, doğru melodiyi bulmak gerekir.”

Kuzey Geçidindeki Sınav

Kuşun gösterdiği geçit, mağaranın arkasında yükselen taş merdivenlerin sonundaydı. Çocuklar basamakları çıkarken pusula ağırlaştı. En tepede, gerçekten de kocaman bir çam kozalağı kayaların arasına sıkışmıştı. Ne Yelkin ne Suna onu kıpırdatabildi.

Yelkin, pusulanın kapağında küçük delikler fark etti. Deliklere sırayla dokunduğunda farklı sesler çıktı: ince bir ıslık, derin bir vınlama ve neşeli bir tıkırtı. Suna bu sesleri dinleyip aynı ezgiyi dudaklarıyla tekrarladı. Boncuk da keçi çanını sallayarak ritim tuttu.

Ezgi tamamlanınca kozalağın pulları açıldı. İçinden yüzlerce kuru tohum döküldü ve taşların arasındaki boşluklara yuvarlandı. Kozalak hafifleyince güçlü bir hava akımı geçitten aşağı süzüldü. Rüzgâr, çocukların saçlarını savurarak köye doğru koştu.

Gümüş kanatlı kuş da iyileşmişti. Havalanıp Yelkin’in çevresinde bir tur attı ve pusulaya parlak bir tüy bıraktı. “Yolları bulmak önemlidir,” dedi, “ama bir yolu yeniden açmanın en güzel yolu, yanında yürüyenleri unutmamaktır.”

Çocuklar akşamüstü Çakılova’ya döndüklerinde değirmenler dönüyor, yelkenliler nazikçe sallanıyordu. Fırıncılar kabaran hamurları görünce sevinçle kapılarını açtı. Yelkin, pusulayı büyükbabasına geri vermek istedi; fakat büyükbabası onu köy meydanındaki sandığa koymasını söyledi.

O günden sonra sandığın üzerine yeni bir yazı eklendi: “Macera hikayeleri, en uzak yerlere gitmekle değil, dönüşte herkese biraz umut getirmekle güzelleşir.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu