Kedi Masalları

Sokağın Altındaki Mavi Patika

Fesleğen Mahallesi’nde, çatısı güneş gören küçük bir evin pencere kenarında Çakıl adında alacalı bir kedi yaşardı. Çakıl’ın bir kulağı dik, öteki kulağı hafifçe yana yatıktı. En sevdiği şey, herkes uyurken sokağın seslerini dinlemekti. Fırından gelen tepsi tıkırtısını, çeşmenin şıpırtısını, uzaktaki trenin ince düdüğünü birbirinden ayırabilirdi.

Bir sabah mahalle tuhaf bir sessizliğe uyandı. Fırıncının bakır kaşığı tencereye değiyor, fakat sesi duyulmuyordu. Çocukların kahkahaları havaya yükseliyor, sonra görünmez bir yorganın altında kayboluyordu. Hatta serçeler kanat çırpıyor, kanat sesleri bile çıkmıyordu. İnsanlar birbirlerine bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştı.

Çakıl, pencerenin önünde üç kez kuyruğunu salladı. Sonra kaldırımın kenarında parlayan minicik bir mavi taş gördü. Taşa patisiyle dokununca yerin altından ince bir tınlama yükseldi. Taş, sanki gizli bir yolu gösteriyormuş gibi, eski dut ağacının köklerine doğru yuvarlandı. Çakıl peşinden gittiğinde köklerin arasında mavi ışıklı dar bir kapı belirdi.

Kapının üzerinde şöyle yazıyordu: Kaybolan sesleri arayan, önce kendi sessizliğini dinlemeli. Çakıl biraz düşündü. Kendi sessizliğini dinlemek kolay değildi; çünkü kalbi meraktan hızlı hızlı atıyordu. Yine de gözlerini kapattı. O anda kalbinin içinde minik bir çan gibi çınlayan cesaretini fark etti. Kapıyı burnuyla itti ve içeri girdi.

Mavi Patikadaki Üç Durak

Yer altında uzanan patikanın duvarları su gibi maviydi. İlk durakta, yapraklardan yapılmış bir kulübede yaşlı bir köstebek oturuyordu. Adı Kıvrık’tı. Kıvrık, seslerin üç ayrı kavanoza saklandığını söyledi. Kavanozlardan biri gülüşleri, biri doğa seslerini, diğeri de insanların birbirine söylediği güzel sözleri taşıyordu. Fakat kavanozların kapakları kapanmış, sesler içeride sıkışıp kalmıştı.

İlk kavanoz, Çakıl’ın uzanamayacağı kadar yüksek bir raftaydı. Kıvrık, yıllardır sırtının ağrıdığını söyledi. Çakıl hemen yakındaki tahta kasaları üst üste dizdi. Kıvrık da kasaları sabit tutarak ona yardım etti. Birlikte kavanoza ulaştılar. Çakıl kapağı açınca kahkahalar küçük altın baloncuklar hâlinde dışarı süzüldü. Baloncuklar duvarlara çarpıp neşeli bir şarkı söyledi.

İkinci durakta, tüyleri gri ve gözleri pırıl pırıl bir baykuş bekliyordu. Baykuşun adı Pusula’ydı. Doğa seslerinin kavanozunu açmak için doğru melodiyi bulmak gerekiyordu. Çakıl önce miyavladı, sonra patisini yere hafifçe vurdu. Pusula kanatlarını iki kez çırptı. İkisi birlikte miyav, tıkırtı ve kanat sesinden oluşan komik bir ezgi söylediler. Kapak kendiliğinden gevşedi. Dışarı çıkan sesler, yağmurun cama vuruşu gibi patikaya yayıldı.

Son durakta yalnızca küçük, boş bir sehpa vardı. Üçüncü kavanoz orada duruyordu; ancak kapağının üstünde kilit yerine bir soru bulunuyordu: Güzel bir söz kime söylenirse en çok ışık verir? Çakıl uzun süre düşündü. Güzel sözün yalnızca güçlü olana değil, yardıma ihtiyaç duyana söylenmesi gerektiğini anladı. Kıvrık’a dönüp onun sabırlı ve yardımsever olduğunu söyledi. Pusula’ya, yolunu kaybedenlere yön gösterdiğini anlattı.

Kelimeler havada mavi kıvılcımlara dönüştü. Kavanozun kapağı açıldı ve mahallede unutulmuş bütün güzel sözler dışarı süzüldü. Komşuların teşekkürleri, çocukların sevgi dolu cümleleri, yaşlıların iyi dilekleri patikanın tavanına yükseldi. Çakıl, kendi içinde de bir söz buldu: Birlikte arayanlar, kaybolanı daha kolay bulur.

Sesler mahalleye döndüğünde herkes önce şaşırdı. Fırıncının kaşığı şıkırdadı, çeşme yeniden şırıldadı, serçeler cıvıldadı. Sonra çocuklar Çakıl’ı dut ağacının altında buldu. Onu omuzlarına almak istediler, fakat Çakıl usulca yere atladı. Çünkü artık tek başına kahraman olmadığını biliyordu; Kıvrık’ın kasaları, Pusula’nın ezgisi ve herkesin güzel sözleri de bu dönüşün parçasıydı.

O günden sonra mahallede her hafta bir akşam, herkes bir başkasına içten bir teşekkür etti. Çakıl ise pencere kenarında oturup sesleri dinlemeyi sürdürdü. Bazen mavi taş yeniden parlıyor, yerin altından uzak bir kahkaha yükseliyordu. Çakıl o zaman gözlerini kapatıyor ve gülümsüyordu. Çünkü en güzel kedi masalları, merakla başlayan ama dostlukla tamamlanan öykülerdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu