4 Yaş Masalları

Mavi Çizmenin İçindeki Güneşli Oda

Nehir, anneannesinin evinde geçirdiği ilkbahar günlerini çok severdi. Bahçede uğur böceklerini sayar, papatyaların yanına küçük taşlar dizer, akşam olunca verandada ılık sütünü içerdi. Bir gün, odunluğun köşesinde tek başına duran eski bir mavi çizme gördü. Çizmenin bağcıkları yoktu ama üstünde minicik sarı noktalar parlıyordu.

Nehir çizmenin içine eğilip baktı. İçerisi sandığı gibi boş değildi. Çizmenin tabanında yuvarlak bir oda, odanın duvarlarında küçük pencereler ve pencerelerin önünde parlak minderler vardı. Tam ortada, ışık saçan bir topçuk oturuyordu. Topçuk esneyip Nehir’e baktı.

“Merhaba,” dedi incecik bir sesle. “Ben Pırıltı. Bir Güneş Işığı’yım. Bulutlu bir günde buraya sığındım, sonra çıkış yolumu bulamadım.”

Nehir şaşkınlıkla gülümsedi. Pırıltı’nın küçücük odasında bir masa, üç sandalye ve duvara asılmış sarı bir perde vardı. Perdenin arkasında ise kapalı bir kapı bulunuyordu. Pırıltı, kapının uzun zamandır açılmadığını anlattı. Çünkü kapının anahtarı, çizmenin dışındaki çamurlu bahçede kaybolmuştu.

“Anahtar nasıl bir şey?” diye sordu Nehir.

“Küçük, yuvarlak ve üstünde bir gülümseme resmi var,” dedi Pırıltı. “Ama onu tek başıma bulamam. Işığım, çizmenin duvarlarını aydınlatmaya yetiyor; dışarıyı göremiyorum.”

Nehir hemen yardım etmeye karar verdi. Önce bahçedeki tahta kasaların altına baktı. Sonra fesleğen saksılarının çevresini inceledi. Bir avuç çakıl taşı, iki kuru yaprak ve eski bir düğme buldu ama gülümsemeli anahtarı bulamadı. O sırada bahçeye küçük serçe Mırmır kondu.

“Ben yüksekten bakabilirim,” dedi Mırmır. “Sen de alçak yerlere bakarsan her köşeyi birlikte görürüz.”

Nehir ve Mırmır aramaya devam etti. Çiçek tarhının kenarında, yağmurun açtığı minicik bir çukur gördüler. Çukurun içinde parlak bir şey vardı ama o şey bir anahtar değil, güneşte parlayan ıslak bir yapraktı. Nehir yaprağı kaldırınca altında küçük bir karınca yuvası çıktı. Karıncaların yuvasını bozmamak için hemen yaprağı yerine koydu.

“Belki anahtar da bir canlıyı rahatsız etmeden beklememizi istiyordur,” dedi Nehir. “Daha dikkatli bakalım.”

Bu kez acele etmeden yürüdüler. Nehir, çizmeye yakın eski el arabasının tekerleğini çevirdi. Tekerleğin arkasında, toprağa yarı gömülmüş yuvarlak bir parça gördü. Üzerinde gerçekten de gülümseyen minicik bir yüz vardı.

Anahtarı çizmenin içine götürdü. Pırıltı sevinçle parladı. Anahtar kapının deliğine girince kapı hemen açılmadı. Nehir çevirdi, Mırmır gagasıyla hafifçe dokundu, Pırıltı da kapıya sıcak bir ışık gönderdi. Yine de kapı kıpırdamadı.

“Belki kapı yalnızca anahtarla değil, güzel bir sözle de açılıyordur,” diye düşündü Nehir.

Üçü birlikte kapının önüne oturdu. Nehir, “Senin ışığın bahçemizi güzelleştiriyor,” dedi. Mırmır, “Dostların seni bulmak için sabırla aradı,” diye cıvıldadı. Pırıltı da kapıya, “Artık yalnız değilim,” diye fısıldadı.

Kapı yumuşacık bir tıkırtıyla açıldı. İçeriden altın renkli bir yol çıktı. Yol, çizmenin içinden başlayıp bahçedeki ayçiçeğinin ortasına kadar uzanıyordu. Pırıltı, Nehir’in eline minicik bir teşekkür ışığı bıraktı ve altın yol boyunca ilerledi.

O anda ayçiçeği dimdik doğruldu. Yaprakları ışıl ışıl açıldı. Bahçedeki çiçekler başlarını göğe çevirdi. Nehir’in eski mavi çizmesi ise artık boş değildi; içinde Pırıltı’nın bıraktığı küçük, sıcak bir oda vardı. Nehir ne zaman yardıma ihtiyaç duysa, çizmenin penceresinden yumuşacık bir ışık süzülürdü.

O günden sonra Nehir, bulduğu her şeyin gerçekten boş olup olmadığını merak etti. Çünkü kimi zaman eski bir çizmenin içinde saklı bir oda, küçücük bir ışığın içinde de kocaman bir dostluk bulunabilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu