Mahallenin Unuttuğu Saati Yeniden Çalıştıran Çocuk

Güneş her sabah eski belediye binasının taş duvarlarına vurur, meydandaki büyük saat ise yıllardır aynı zamanı gösterirdi: 09.17. Mahallede yaşayanlar bu saate alışmıştı. Kimi alışverişe geç kalır, kimi buluşacağı yeri karıştırır, kimi de “Nasıl olsa saat çalışmıyor,” diyerek kolundaki saate bakardı.
On iki yaşındaki Efe, meydandan her geçişinde yukarıya bakar ve akrep ile yelkovanın neden hiç kıpırdamadığını merak ederdi. Bir gün okuldan dönerken belediye binasının önünde yaşlı bir saat ustası gördü. Usta, elindeki küçük çantayı kapatıp gitmek üzereydi.
“Bu saat eskiden neşeli bir ses çıkarırdı,” dedi usta, Efe’nin baktığı yönü fark ederek. “Her saat başı çanını çalar, insanlar zamanı onunla öğrenirdi. Fakat yıllar içinde içindeki parçalar eskidi. Onarmak için para ayrılmadı.”
Efe, “Ne kadar para gerekir?” diye sordu.
Usta, tam bir sayı söylemek istemedi ama gereken parçaların ve işçiliğin pahalı olduğunu anlattı. Efe’nin cebinde yalnızca okul kantininden artan birkaç lira vardı. O akşam odasına gidince masasının üzerine boş bir defter koydu. İlk sayfaya büyük harflerle “Saat İçin Birlikte” yazdı.
Ertesi gün fikrini sınıf arkadaşlarına anlattı. Bazıları bunun çok zor olduğunu söyledi. Ancak Efe vazgeçmedi. Önce arkadaşlarıyla birlikte meydanda küçük bir masa kurdu. Evlerinden getirdikleri kitapları, kullanılmayan oyuncakları ve el emeği ayraçları sattılar. Masanın yanına da bir kâğıt astılar: “Mahalle saatimizi yeniden çalıştırmak istiyoruz.”
İlk gün yalnızca birkaç kişi durdu. Fırıncı Nevin Hanım iki ekmek aldı ve kutuya para bıraktı. Emekli öğretmen Cemal Bey, saat hakkında eski bir fotoğraf getirdi. Fotoğrafta meydan kalabalık, saat ise yepyeni görünüyordu. Çocuklar fotoğrafı görünce daha çok çalışmaya karar verdi.
Efe, toplanan parayı defterine dikkatle yazıyor, kimsenin yardımını küçük görmüyordu. Bir çocuk üç renkli kalem bağışladı, bir başkası bisikletinin sepetini masa taşımak için kullandı. Mahalledeki terzi, satılmak üzere bez çantalar dikti. Kahvehanenin sahibi, meydandaki elektrik prizini kullanmalarına izin verdi. Böylece küçük masa, her hafta biraz daha büyüdü.
Bir ay sonra toplanan para gerekli miktarın hâlâ altındaydı. Efe’nin morali bozuldu. O gün saat ustası yanına gelip defterin sayfalarını inceledi. “Bazen bir işin değeri yalnızca toplanan parayla ölçülmez,” dedi. “Sen bu mahalleye insanların birbirine güvenebileceğini hatırlattın.”
Bu söz Efe’nin aklına yeni bir fikir getirdi. Mahalle sakinlerini belediye binasının önünde toplantıya çağırdı. Herkes kendi becerisini ortaya koydu. Elektrikçi Murat Bey bağlantıları ücretsiz kontrol edeceğini, marangoz Sevim Hanım ahşap kasayı onaracağını, saat ustası da işçiliğinin bir bölümünden vazgeçeceğini söyledi. Belediye, halkın çabasını görünce eksik kalan parçaların ücretini karşılamayı kabul etti.
Onarım üç hafta sürdü. Bu sırada meydan, küçük bir çalışma alanına dönüştü. Efe okuldan sonra ustaların yanına gidiyor, vidaları kutularına ayırıyor ve yapılan her işi defterine not ediyordu. Saatin içi temizlendi, paslanan parçalar değiştirildi, çatlayan ahşap kenarlar zımparalanıp boyandı. En sonunda çan mekanizması da dikkatle yerine takıldı.
Beklenen gün geldiğinde meydan kalabalıktı. Efe, saat ustasının yanında duruyor, başını kaldırıp yelkovanı izliyordu. Akrep on ikiyi gösterdiğinde önce küçük bir tıkırtı duyuldu. Ardından saat, bütün meydana yayılan berrak bir sesle çaldı. İnsanlar alkışladı; bazıları sevinçten birbirine sarıldı.
Efe, eski defterini belediye binasının girişindeki camlı dolaba bıraktı. Son sayfaya şu cümleyi yazdı: “Bir kişinin başlattığı iyilik, herkes el verirse mahallede uzun süre yankılanır.” O günden sonra saat her gün çalıştı. Daha önemlisi, komşular birbirlerine daha sık uğramaya, çocuklar ortak işler planlamaya başladı.
Bu gerçek hikâyeler arasında anlatılmaya değer olan, yalnızca duran bir saatin yeniden işlemesi değildi. Asıl değişen, insanların aynı meydanda birbirini fark etmesiydi. Efe de o günden sonra büyük sorunlara bakarken önce şunu sordu: “Bunu güzelleştirmek için bugün atabileceğim küçük adım ne?”




