Lila’nın Cepli Ayçiçeği Tarlası

Bir sabah Lila, penceresini açınca bahçedeki ayçiçeklerinin başlarını eğmiş olduğunu gördü. Oysa ayçiçekleri her sabah güneşe döner, sarı yüzleriyle gülümserdi. Lila hemen sarı çizmelerini giydi ve annesinin hazırladığı küçük sepeti koluna taktı. Bugün 3 yaş masalları ve hikayeleri oku diyen çocukların seveceği güzel bir gün olacağını henüz bilmiyordu.
Sepetin içinde üç elma, bir parça peynir ve yumuşacık bir mendil vardı. Lila, ayçiçeklerinin neden üzgün göründüğünü öğrenmek için tarlaya gitti. Tarlanın ortasında, yaprakları kocaman bir ayçiçeği duruyordu. Diğerlerinden biraz daha uzundu. Başını yere eğmiş, sessizce bekliyordu.
Benim adım Sapsarı, dedi ayçiçeği. Bu sabah güneşi bulamadım. Güneş gökyüzünde olsa da içimdeki sıcaklık kayboldu.
Lila, Sapsarı’nın yaprağına nazikçe dokundu. Belki sıcaklık, yalnızca gökyüzünden gelmiyordur, dedi. Birlikte ararsak onu bulabiliriz.
Önce tarlanın kenarındaki küçük dereye gittiler. Dere, taşların arasından şıpır şıpır akıyordu. Lila suya bakıp gülümsedi. Sapsarı da gülümsemeyi denedi ama yüzü hâlâ biraz asıktı.
O sırada dere kıyısında yaşayan tombul kurbağa Bıdık göründü. Bıdık, başındaki yeşil yaprağı şapka gibi takmıştı.
Ben neşemi suyun sesinde buluyorum, dedi. Dinleyin. Dere bugün size küçük bir şarkı söylüyor.
Lila ve Sapsarı gözlerini kapattı. Şıpır, şıpır, şıpır… Su, yuvarlak taşlara çarpıyor; taşlar da sanki gıdıklanıyormuş gibi tıkırdıyordu. Sapsarı’nın bir yaprağı hafifçe kıpırdadı. Fakat başı yine de doğrulmadı.
Sonra üçü, çimenlerin arasından ilerledi. Bir süre sonra karşılarına sepetini sırtında taşıyan salyangoz Mırmır çıktı. Mırmır’ın sepetinde renk renk minik düğmeler vardı.
Ben güzel şeyleri biriktiririm, dedi Mırmır. Ama onları tek başıma saklamam. Her arkadaşım için bir düğme seçerim.
Mırmır, sepetinden parlak sarı bir düğme çıkardı ve Sapsarı’nın yaprağına bıraktı. Lila da kendi sepetinden bir elma verdi. Bıdık, dere kenarından mis kokulu bir nane yaprağı getirdi. Sapsarı ilk kez başını biraz kaldırdı.
Tam o anda gökyüzünden yumuşak bir rüzgâr esti. Rüzgâr, tarlanın üstünde döne döne dolaştı. Bir kenarda duran kuru yaprakları kaldırdı. Yapraklar havada dans ederken içlerinden küçük bir kâğıt düştü.
Lila kâğıdı aldı. Üzerinde güneş resmi ve tek bir cümle vardı: Sıcaklık, paylaşılan güzel şeylerin içinde saklanır.
Lila, Sapsarı’ya baktı. Elmayı paylaştık, suyu birlikte dinledik, düğmeyi birlikte sevdik. Belki aradığın sıcaklık buradadır.
Sapsarı derin bir nefes aldı. Önce bir yaprağını, sonra diğerini gökyüzüne doğru uzattı. Ardından başını kaldırdı. Sarı yüzü güneş ışığıyla parladı. Tarladaki bütün ayçiçekleri de birer birer doğruldu.
O anda gökyüzü daha mavi, dere daha neşeli, çimenler daha yeşil göründü. Bıdık zıpladı, Mırmır sepetini salladı. Lila ise elindeki son elmayı dört parçaya böldü. Herkes bir parça aldı. Son parçayı da tarlanın kenarındaki aç serçeye verdiler.
Akşam olunca Lila eve döndü. Sapsarı, ona küçük bir ayçiçeği tohumu armağan etti.
Bunu toprağa dik, dedi. Ne zaman bir arkadaşınla iyilik paylaşırsan, onu sula.
Lila tohumu bahçesine dikti. O günden sonra her sabah ona su verdi; bazen bir gülümseme, bazen güzel bir söz, bazen de küçük bir yardım ekledi. Günler geçti ve tohumdan minicik bir filiz çıktı.
Filiz büyüyüp ilk sarı çiçeğini açtığında Lila şunu anladı: Güneş gökyüzünde parlar, ama en sıcak ışık dostların kalbinden doğar. O günden sonra tarladaki ayçiçekleri, Lila’yı görünce hep birlikte başlarını kaldırıp ona gülümsedi.




