Kiraz Kabuğuna Sığan Neşe

Çamlıbel’in kıyısında, kiraz ağaçlarıyla çevrili küçük bir köy vardı. Bu köyde insanlar birbirine selam verir, sabahları pencerelerini açıp kuşların sesini dinlerdi. Fakat bir ilkbahar günü, köyün meydanındaki neşe kuyusu sessizleşti. Kuyudan artık şen kahkahalar yükselmiyor, çocuklar oyun oynarken bile çabucak yoruluyordu.
Köyün en meraklı çocuğu Duru, kuyunun başına oturup taş duvarlara baktı. Büyükannesi ona kuyunun çok eski bir sırrı olduğunu söyledi. Rivayete göre bu kuyu, insanların birbirine içtenlikle yaptığı iyiliklerden neşe toplardı. Birine yardım eden, gönülden teşekkür eden ya da üzülen birini gülümseten herkes, kuyuya görünmez bir sevinç tanesi bırakırdı.
“Belki de neşe taneleri bitmiştir,” dedi Duru. “Onları yeniden bulabilir miyiz?”
Büyükannesi, Duru’ya avuç içi kadar sarı bir kese verdi. Kesede yalnızca üç kiraz çekirdeği vardı. “Bunlar sıradan çekirdek değil,” dedi. “Her biri, paylaşmayı bilen bir kalbin yanında ısınır. Üçünü de gerçek bir iyiliğin gerçekleştiği yerlere götür. Sonra kuyunun başına dön.”
Duru, keseyi boynuna astı ve köy yoluna çıktı. İlk olarak, taşıdığı sepetin sapı kırıldığı için elmalarını yere düşüren fırıncı Rıza Amca’yı gördü. Duru hemen diz çöktü, elmaları topladı ve fırıncıya yeni bir sepet örmeyi teklif etti. Yakındaki söğüt dallarından birlikte sağlam bir sepet yaptılar. Rıza Amca, teşekkür etmek için Duru’ya sıcak bir çörek uzattı. Duru çöreği tek başına yemek yerine yarısını yaşlı komşuları Suna Teyze’ye götürdü. Birinci kiraz çekirdeği o anda ısındı ve avucunda yumuşacık parladı.
İkinci çekirdeği bulmak için köyün dışındaki değirmene gitti. Değirmenci Aras, uzun zamandır bozuk olan tahta çarkı onarmaya çalışıyordu. Duru çarkın yanında küçük bir tahta parçası fark etti. Parçanın üzerine, çarkın eksik dişine uyabilecek bir çizim yaptı. Aras, çizimi kullanarak yeni dişi hazırladı. Çark dönmeye başlayınca değirmenin içi un kokusuyla doldu. Aras çok sevindi, fakat Duru, “Bunu tek başıma bulmadım. Senin sabrın olmasaydı işe yaramazdı,” dedi. Bu sözler üzerine ikinci çekirdek ışıldadı.
Geri dönüş yolunda Duru, dere kenarında oturan bir çocuğa rastladı. Çocuğun adı Ekin’di ve uçurtmasının ipi söğüt dallarına takılmıştı. Duru, dallara zarar vermeden ipi çözmek için uzun bir kamış buldu. Ekin de uçurtmasını kurtarırken Duru’nun kesesini düşürdüğünü fark etti. Üçüncü çekirdek çimenlerin arasında yuvarlanmıştı. Ekin onu bulup Duru’ya verdi. İki çocuk, uçurtmayı birlikte gökyüzüne saldılar. Uçurtma yükselirken üçüncü çekirdek de altın renkli bir kıvılcıma dönüştü.
Duru köye döndüğünde meydanda herkes toplanmıştı. Fırıncı Rıza Amca, Suna Teyze için çörekler getirmiş; değirmenci Aras, köyün kırık araçlarını onarmak için küçük bir çalışma masası kurmuştu. Ekin ise çocuklara uçurtma yapmayı öğretiyordu. Duru üç ışıklı çekirdeği kuyunun içine bıraktı.
Önce derinlerden hafif bir uğultu geldi. Ardından kuyunun taşları sarı, pembe ve turuncu bir ışıkla parladı. Fakat kuyudan tek bir kahkaha yükselmedi. Duru şaşırıp büyükannesine baktı. Büyükannesi gülümsedi: “Neşe, bir kişinin getireceği bir şey değildir. Sen yalnızca ilk kıvılcımı taşıdın. Gerisini bütün köy tamamladı.”
O günden sonra Çamlıbel’de insanlar iyiliklerini saymadı, kimse alkış beklemedi. Yine de meydandaki kuyu her sabah başka bir sesle şırıldadı. Kimi gün çocukların kahkahasını, kimi gün yaşlıların neşeli türküsünü, kimi gün de birinin diğerine söylediği güzel bir sözü taşıdı. Duru ise sarı keseyi sakladı; çünkü güzel hikayeler, anlatıldıkça değil, yaşandıkça çoğalırdı.




