İbretlik Hikayeler

Kavanozda Biriken Küçük İyilikler

Yel değirmenlerinin döndüğü, taş yolların papatyalarla çevrildiği Ilıcakent’te Aras adında, hızlı düşünen ama sahip olduklarını paylaşmayı pek sevmeyen bir çocuk yaşardı. Aras’ın odasında renkli misketler, parlak düğmeler, tahta arabalar ve uzak köylerden getirilmiş türlü oyuncaklar vardı. Fakat arkadaşları ondan bir kalem istese, kaleminin ucunun köreleceğini; bir misket istese, kutusundaki sayının azalacağını düşünürdü. Bu yüzden en sevdiği söz, “Bu benim,” demekti.

Bir gün Aras, köyün yaşlı saatçisi Veysel Usta’nın dükkânına uğradı. Usta, tezgâhın üzerine büyükçe, saydam bir kavanoz koyuyor; yanına da küçük kâğıt parçaları diziyordu. Aras merakla sordu: “Bunlar ne işe yarayacak?” Veysel Usta gülümsedi. “Her iyilik için bir kâğıda birkaç kelime yazıp kavanoza atacağız. Bakalım ay sonunda kavanozda ne birikecek.” Aras omuz silkti. “İyilik görünmez ki, kavanozu nasıl dolduracak?”

O akşam köy meydanında bir duyuru yapıldı. Veysel Usta, herkesin başkalarına yaptığı küçük yardımları yazmasını istedi. Kimi yaşlı komşusunun sepetini taşımış, kimi yağmurda ıslanan kitapları kurutmuş, kimi de kaybolan bir kuzuyu annesine götürmüştü. Kâğıtlar kavanoza atıldıkça kavanozun dibinde beyaz bir tabaka oluştu. Aras bunları izliyor, fakat kendi adının geçmesini istemediği için hiçbir şey yapmıyordu. Ona göre değerli olan, başkalarının fark ettiği büyük işlerdi; küçük yardımların hiçbir önemi yoktu.

Ertesi sabah Aras, dere kenarında ağlayan küçük Mina’yı gördü. Mina’nın sepetindeki elmalar yuvarlanmış, çoğu çimenlerin arasına kaçmıştı. Aras önce yürüyüp gitmek istedi. Sonra bir elmanın ayağına çarptığını fark etti. Eğilip elmaları topladı, sepeti de Mina’nın evine kadar taşıdı. Mina sevinçle teşekkür edince Aras’ın yüzü ısındı. Veysel Usta’nın dükkânına gidip olanları anlattı. Usta, ince bir kâğıda “Elmalarını bulamayan bir çocuğa yardım etti,” yazdı ve kâğıdı kavanoza bıraktı.

Aras, kâğıdın kavanozun dibine sessizce yerleşmesini seyretti. İçinde beklemediği bir sıcaklık belirdi. Ertesi gün okulda arkadaşının kırılan cetvelini onardı. Başka bir gün, pazardan dönen komşusunun ağır torbasını kapısına kadar taşıdı. Her yardımın ardından bir kâğıt kavanoza atılıyordu. Aras bir süre sonra kâğıtları kavanoza kendisinin değil, iyilik gören insanların yazmasını istedi. Çünkü yaptığı şeylerin övülmesinden çok, birilerinin işinin kolaylaşması hoşuna gitmeye başlamıştı.

Fakat köyde Turgut adında varlıklı bir tüccar vardı. O, kavanozun dolduğunu görünce büyükçe bir kese altın getirdi. “Bunu da iyilik sayın,” dedi. Veysel Usta başını salladı. “Altın, güzel işler için kullanılabilir; fakat tek başına iyiliğin yerini tutmaz.” Turgut bunu duyunca kızdı. Herkesin önünde daha değerli görünmek için ertesi gün meydandaki çeşmeyi satın alacağını, artık yalnızca kendi dükkânından su verileceğini söyledi. Köylüler üzüldü, ama kimse ne yapacağını bilemedi.

Aras o gece odasına gitti ve oyuncaklarına baktı. Günlerdir dokunmadığı tahta arabasını, fazla misketlerini, renkli düğmelerini düşündü. Sabah olunca arkadaşlarını çağırdı. Herkes evinde kullanmadığı bir şeyi getirdi; biri tahta, biri ip, biri boya, biri de eski bir kova getirdi. Aras’ın öncülüğünde köy meydanına küçük bir oyun alanı yaptılar. Sonra çocuklar, büyüklerin yardımıyla çeşmenin yanına bir tabela astı: “Su herkesindir; iyilik de paylaşılınca çoğalır.”

Turgut bu manzarayı görünce şaşırdı. Köylüler tek bir kişinin zenginliğine güvenmek yerine birlikte çalışmıştı. Üstelik meydandaki oyun alanında onun dükkânından alışveriş yapan çocuklar da, daha önce hiç alışveriş yapmamış olanlar da birlikte oynuyordu. Turgut, çeşmenin çevresine ördüreceği duvarın insanları birbirinden ayıracağını ilk kez fark etti. Başını eğip Veysel Usta’dan özür diledi ve çeşmenin bakımını herkesle birlikte üstlenmeyi kabul etti.

Ay sonunda kavanoz ağzına kadar kâğıtla dolmuştu. Veysel Usta kâğıtları masaya döktüğünde köylüler, iyiliğin ne kadar farklı biçimlerde ortaya çıktığını gördü. Kimisi bir gülümseme, kimisi sabır, kimisi paylaşılmış bir ekmekti. Aras ise kendi adına yazılmış kâğıdı bulunca uzun süre ona baktı: “Elindekini saklamak yerine başkasının sevincine dönüştürdü.” O günden sonra Aras oyuncaklarını kaybedeceğinden korkmadı. Çünkü paylaşınca azalmayan, aksine çoğalan şeylerin bulunduğunu öğrenmişti. Ilıcakent’te kavanoz bir daha hiç boş kalmadı; köylüler iyiliği yalnızca kâğıtlara değil, her gün birbirlerinin hayatına yazdılar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu