Karganın Parlak Tüyleriyle Satın Aldığı Akıl

Geniş yapraklı ağaçların gölgelediği Yeşilçayır Ormanı’nda, her hafta kurulan neşeli bir pazar vardı. Sincaplar fındık, kirpiler elma, kunduzlar tahta kaşık, arılar da bal satardı. Pazarın en yüksek dalında yaşayan Kıvılcım adlı karga ise bütün gün tüylerini parlatır, güneş vurduğunda herkesin ona bakmasını beklerdi.
Kıvılcım, parlak şeylere bayılırdı. Eski bir düğme, gümüş renkli bir boncuk ya da ışıldayan bir cam parçası gördüğünde, onu hemen yuvasına taşırdı. Yuvası artık öyle dolmuştu ki karga kanatlarını açacak yer bulamıyordu. Yine de bundan şikâyet etmiyor, biriktirdiklerini ormandaki en değerli hazineler sanıyordu.
Bir sabah pazara, gezgin bir saksağan geldi. Uzun kuyruğunda kırmızı bir kurdele, gagasında da sarı bir çan taşıyordu. Herkese, uzak tepelerde bulduğu özel taşlardan söz etti. Bu taşların ay ışığında parladığını, onları taşıyan hayvanın herkes tarafından çok zengin sanıldığını anlattı.
Kıvılcım’ın gözleri büyüdü. “Böyle bir taş benim olmalı,” diye düşündü. Saksağan, taşlardan birini göstererek karşılığında üç sepet fındık, iki kavanoz bal ve büyükçe bir gümüş düğme istedi. Karganın elinde bunların hiçbiri yoktu. Fakat yuvasında yıllardır sakladığı parlak eşyaları hatırladı.
Hemen yuvasına uçtu. Bir avuç boncuk, iki cam parçası, kurumuş bir kurdele ve parlayan bir düğmeyi alıp pazara getirdi. Saksağan eşyaları inceledi, başını salladı ve karşılığında küçük, donuk görünümlü bir taş verdi.
“Bu taş hiç parlamıyor,” dedi Kıvılcım.
“Gündüzleri değil,” diye karşılık verdi saksağan. “Gece olunca değerini anlarsın.”
Kıvılcım taşı gagasında sıkıca tutarak yuvasına döndü. Akşam çöktüğünde ay yükseldi, yıldızlar belirdi. Karga taşı pencere kenarına koydu ve sabırsızlıkla bekledi. Fakat taş ne parladı ne de ışık saçtı. Kıvılcım taşı çevirdi, üzerine ay ışığı tuttu, hatta kanadıyla hafifçe sildi. Hiçbir şey değişmedi.
O sırada sert bir rüzgâr çıktı. Yuvasındaki boncuklar ve cam parçaları dalların arasından savruldu. Kıvılcım onları yakalamaya çalışırken ayağı dala takıldı ve aşağıdaki çalılığa düştü. Canı acımamıştı ama bütün parlak eşyaları birbirine karışmış, bazıları da dikenlerin arasına sıkışmıştı.
Sabah olunca karga yardım istemek zorunda kaldı. Önce Tonton adlı kaplumbağaya gitti. Tonton yavaşça çalılığa ilerledi ve uzun boynuyla dikenlerin arasındaki düğmeyi çıkardı. Sonra Pırpır adlı serçe, yüksek dallara konmuş boncukları tek tek topladı. Kirpi Fındık ise cam parçalarını, kimse yaralanmasın diye dikkatle yaprakların üzerine yerleştirdi.
Kıvılcım, dostlarının saatlerce uğraştığını görünce utandı. “Bütün bunları neden sakladığımı ben de bilmiyorum,” dedi. “Sanki çok şeyim olursa çok değerli olacağımı sandım.”
Tonton gülümsedi. “Biriktirmek kötü değildir,” dedi. “Ama bir eşya yalnızca parlak olduğu için değerli olmaz. Kimi eşya işe yarar, kimi sevindirmek için güzeldir, kimi de dostların emeğini hatırlatır.”
Kıvılcım, elindeki donuk taşa baktı. Taşın üzerinde incecik bir çizgi olduğunu fark etti. Serçe, taşı yuvarlayınca çizginin iki parçası birbirine uydu. Meğer taş, kaplumbağanın yuvasındaki kırık su kabının eksik parçasına benziyormuş. Tonton taşı kabına yerleştirince su sızması durdu.
“Demek gerçek değerini bulmak için ışıldaması gerekmiyormuş,” diye şaşırdı Kıvılcım.
O günden sonra karga, gereksiz parlak eşyaları saklamak yerine pazara götürmeye başladı. Boncukları çocuk hayvanlara oyun yapmak için verdi, cam parçalarını güneş ışığını çiçek tarhlarına yansıtacak süslere dönüştürdü. Kendi yuvasını da sadeleştirip içine yağmurdan korunmak için kuru dallar yerleştirdi.
Bir hafta sonra saksağan yeniden pazara geldi. Bu kez Kıvılcım ona yalnızca küçük bir tüy sundu. “Bunun karşılığında ne alabilirim?” diye sordu saksağan.
Karga gülümsedi. “Bir daha kimseyi boş vaatlerle kandırmamanı,” dedi. “Çünkü bir pazarda en değerli şey, güvenini kaybetmemektir.”
Saksağan başını eğdi. O günden sonra ormanda gerçekten işe yarayan eşyalar satmaya başladı. Kıvılcım ise artık güneşte parlayan tüyleriyle değil, doğru zamanda uzattığı yardım kanadıyla tanınıyordu.
Masalın öğüdü: Gösteriş kısa süreli hayranlık uyandırır; güven, emek ve iyilik ise uzun süre değerini korur.




