Ezop Masalları

Karganın Parlak Sözleriyle Doldurduğu Boş Sepet

Yeşiltepeler’in kıyısında, sabahları çiy damlalarının parladığı geniş bir orman vardı. Bu ormanda Kıtır adında genç bir karga yaşardı. Kıtır’ın tüyleri siyah, sesi gür, sözleri ise bitmek bilmezdi. Bir dalın üzerine kondu mu bütün orman onu dinlerdi. Nerede ne yapılması gerektiğini herkesten iyi bildiğini söyler, yaptığı küçük iyilikleri bile büyük bir kahramanlık gibi anlatırdı.

Bir gün ormanın yaşlı kaplumbağası Mercan, hayvanları büyük meşe ağacının altında topladı. Yaz kurak geçmiş, dere iyice incelmişti. Kış gelmeden önce herkesin ortak yiyecek ambarını doldurması gerekiyordu. Mercan, “Her hayvan gücü yettiğince katkıda bulunursa kimse zor günlerde aç kalmaz,” dedi. Bunun üzerine sincaplar fındık, arılar bal, tavşanlar kuru ot toplamaya karar verdi.

Kıtır hemen yüksek bir dala sıçradı. “Bu iş için en uygun kişi benim,” diye seslendi. “Ben gökyüzünü avucumun içi gibi bilirim. En uzak çalılıklara uçar, en güzel yiyecekleri bulur, hepsini tek başıma getiririm. Siz yalnızca beni alkışlamaya hazırlanın.” Bazı genç kuşlar bu sözlere hayran kaldı. Yaşlı baykuş Gürgen ise sessizce gülümsedi.

Ertesi sabah Kıtır, gagasına kocaman bir sepet takıp yola çıktı. Önce dere kıyısına uğradı. Orada, çamurda parlayan renkli taşları gördü. Taşları yiyecek sanan olmayacağını biliyordu ama onları sepete doldurup ormandakilere göstermek hoşuna gitti. Sonra bir çiftçinin bahçesinden düşmüş kırmızı kurdele buldu. Kurdeleyi de sepete koydu. Gün boyunca nereye gitse parlak ve gösterişli şeyler seçti; fakat fındık, meşe palamudu ya da kuru meyve toplamayı aklından bile geçirmedi.

Akşamüstü Kıtır, sepetini kanatlarıyla öne çıkararak meşenin altına döndü. “İşte bütün gün süren çalışmamın sonucu!” diye bağırdı. Hayvanlar sepetin içine baktı. Renkli taşlar, kırmızı kurdele, iki cam boncuk ve güneşte parlayan eski bir düğme vardı. Sepette yenebilecek tek şey, yanlışlıkla düşmüş üç böğürtlen tanesiydi.

Kıtır hemen açıklamaya koyuldu: “Bunlar sıradan taşlar değil, uğur taşlarıdır. Kurdele, ambarımızı süsleyecek. Boncuklar da ne kadar zengin olduğumuzu gösterecek.” Sincaplardan biri, “Ama kışın bunlarla karnımızı doyuramayız,” deyince Kıtır’ın sesi daha da yükseldi. “Önemli olan niyettir! Ben ormana güzellik getirdim.”

Tam o sırada gökyüzü karardı ve sert bir rüzgâr çıktı. Kıtır’ın sepetindeki kurdele havalanıp bir dala dolandı. Cam boncuklardan biri dereye yuvarlandı, taşlar çamura saçıldı. Kıtır onları yakalamaya çalışırken ayağı ince bir dala takıldı. Neyse ki Mercan kaplumbağa ile Gürgen baykuş yetişip onu güvenli bir yere indirdi. Kıtır, ilk kez alkış beklemeden yardım edilmesine ihtiyaç duydu.

O gece yağmur başladı. Ertesi sabah ortak ambarın çatısında küçük bir delik bulundu. Herkes yiyecekleri korumak için el birliğiyle çalıştı. Sincaplar dallar taşıdı, kunduzlar çamur getirdi, kirpiler kuru yaprakları yerleştirdi. Kıtır da bir köşede sessizce durdu. Sonunda, yüksek sesle konuşmanın çatıyı onarmadığını anladı.

“Ben bugün yanlış düşündüm,” dedi. “Sepetimi gösterişli şeylerle doldurdum ama asıl gerekenleri toplamayı unuttum. Eğer izin verirseniz, ormanın öte yanındaki meşe korusuna gidip yiyecek getireceğim.” Bu kez kimse onun sözlerine hemen alkış tutmadı. Mercan yalnızca, “Sözünü davranışınla tamamla,” dedi.

Kıtır yeniden yola çıktı. Uzak koruda saatlerce çalıştı; gagasıyla meşe palamutları taşıdı, ağır cevizleri yuvarlayarak küçük yığınlar yaptı. Dönüşte sepeti renkli değildi, fakat içi doluydu. Hayvanlar yiyecekleri ambara yerleştirirken Kıtır da çatı onarımına yardım etti. Kış geldiğinde ormandaki herkes güvendeydi. Kıtır artık daha az konuşuyor, daha çok iş yapıyordu. Çünkü gerçek değer, boş sepeti güzel sözlerle süslemekte değil, ihtiyaç duyulan şeyi zamanında sunmaktaydı. Bu, ezop masalları geleneğindeki sade ama güçlü derslerden biri olarak ormanda uzun süre anlatıldı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu