Gülmece Makinesinin Renkli Ölçüleri

Çınçın Ovası’nda sabahlar, horozların ötüşüyle değil, meydandaki Gülmece Makinesi’nin kahkahasıyla başlardı. Makine her gün farklı bir ses çıkarırdı: Bazen kıkır kıkır güler, bazen “Hapşu!” diye öter, bazen de öyle komik bir ses çıkarırdı ki keçiler bile zıplayarak kendi etraflarında dönerdi.
Makinenin yanında yaşayan meraklı çocuk Ekin, onun düğmelerini, renkli çarklarını ve üzerinde yazan sayıları incelemeyi çok severdi. Ekin’in en yakın arkadaşı Badem adında konuşkan bir sincaptı. Badem, fındıkları saymakta ustaydı ama sayıları birbirine karıştırınca her zaman üç yerine beş, beş yerine de “bir avuç” derdi.
Bir sabah meydanda hiç kahkaha duyulmadı. Makinenin ışıkları sönmüş, büyük kırmızı çarkı ters yönde dönmeye başlamıştı. Köyün belediye başkanı Tonton Nergis, elindeki kullanım kitabını baş aşağı tutarak, “Makine bozulmuş! Belki de biraz daha yüksek sesle gülmeliyiz,” dedi.
Herkes sırayla güldü. Kimi “Ha ha ha!” dedi, kimi “Hi hi hi!” diye kıkırdadı. Fakat makine yalnızca küçük bir hıçkırık çıkardı.
Ekin, “Önce sorunu bulmalıyız. Bir şeyi düzeltmeden önce dikkatle gözlemlemek gerekir,” dedi. Badem de cebinden minicik bir büyüteç çıkardı. Çarkların arasında sıkışmış sarı bir yaprak gördüler. Ancak yaprak tek sorun değildi. Makinenin üzerinde dört renkli düğme vardı: mavi, yeşil, turuncu ve mor. Düğmelerin yanında sırasıyla 2, 4, 6 ve 8 sayıları yazıyordu.
“Belki düğmelere doğru sırayla basmalıyız,” diye düşündü Ekin. “Sayılar ikişer ikişer artıyor. Sıradaki sayı 10 olmalı ama burada 10 yazan düğme yok.”
Badem heyecanla kuyruğunu salladı. “Belki de iki sayılık adımların arasında saklanan bir düğme vardır!”
İkisi makinenin etrafında dolaştı. Ekin, yere düşen renkli taşları fark etti. Taşları sayınca dört tane olduklarını gördü. Her taşın üzerinde bir şekil vardı: üçgen, daire, kare ve yıldız. Dört şeklin kenarlarını saydılar. Üçgenin üç, dairenin hiç, karenin dört, yıldızın beş köşesi vardı.
“Daireyi sayamayız çünkü köşesi yok,” dedi Badem.
“Elbette sayabiliriz,” diye karşılık verdi Ekin. “Sıfır da bir sayıdır. Hiç olmayan şeyleri anlatmak için kullanılır.”
Bu bilgi Badem’in çok hoşuna gitti. “Demek boş fındık sepetimin de matematikte bir adı var: sıfır!”
Ekin taşları şekillerine göre sıraladı. Üçgen, daire, kare, yıldız… Sonra makinenin altındaki küçük kapakta aynı şekillerin bulunduğunu fark etti. Taşları uygun yerlere yerleştirince kapak açıldı. İçeride minik bir not vardı: “Neşeyi bulmak için ölç, sırala, paylaş ve yeniden dene.”
İlk görev ölçmekti. Makinenin kırmızı çarkı, olması gerekenden bir parmak daha dışarıda duruyordu. Ekin tahta cetvelle ölçtü. Badem ise bir parmak yerine kuyruğuyla ölçmeye çalışınca cetveli gıdıklayıp yere düşürdü. Herkes güldü; ama bu kez kahkaha makineden değil, kendi içlerinden gelmişti.
İkinci görev sıralamaktı. Renkli düğmeleri küçükten büyüğe, yani 2, 4, 6 ve 8 sırasına koydular. Üçüncü görev paylaşmaktı. Gerekli aletler yalnızca Tonton Nergis’te vardı. Başkan tornavidayı, Ekin cetveli, Badem de temizleme fırçasını kullandı. Herkes elindeki işi paylaşınca onarım çok daha kolay oldu.
Son görev yeniden denemekti. İlk çalıştırmada makine yalnızca “pof” diye öttü. İkinci denemede bir balon çıkardı. Üçüncü denemede ise meydanı rengârenk sabun köpükleri kapladı. Köpüklerin içinden tuhaf sesler yükseldi: “Miyavlayan trompet!”, “Şapkasını arayan patates!” ve “Zıplayan kaşık!”
Köy halkı kahkahadan yerlere oturdu. Tonton Nergis, kullanım kitabını bu kez doğru çevirip, “Bugün önemli bir şey öğrendik,” dedi. “Dikkatli gözlemlemek, sayıları kullanmak, görevleri paylaşmak ve başarısız olunca yeniden denemek, en zor işleri bile eğlenceli hâle getirir.”
Ekin, Badem’e dönüp gülümsedi. Badem de cebindeki fındıkları saydı: “Bir, iki, üç, dört… Bir avuç!”
Gülmece Makinesi o günden sonra her çalıştığında önce küçük bir soru sorardı. Doğru cevabı verenlere kahkaha, yanlış cevap verenlere ise yeni bir deneme hakkı verirdi. Çünkü Çınçın Ovası’nda herkes şunu öğrenmişti: Merakla sorulan bir soru, bazen en neşeli kapının anahtarıdır.




