Bal Peteğine Sığmayan Şarkı

Geniş yapraklı ağaçların birbirine gölge verdiği Ilıcak Orman’da Pofuduk adında genç bir ayı yaşardı. Pofuduk’un tüyleri tarçın rengindeydi; burnunun ucunda da hiç eksilmeyen küçük bir bal lekesi bulunurdu. Fakat onun en belirgin özelliği, duyduğu her sesi taklit edebilmesiydi. Dere şırıldarsa dere gibi, ağaçkakan gagasını vurursa ağaçkakan gibi ses çıkarırdı.
Bir sabah ormanın üstünde garip bir sessizlik dolaşıyordu. Arılar çiçeklerin arasında uçuyor, kovana girip çıkıyor ama vızıldamıyordu. Bu yüzden çiçekler neşesini yitirmiş, kelebekler dans etmeyi bırakmıştı. Ormanın arı bakıcısı yaşlı Vırvır Nine, Pofuduk’a yaklaşarak, “Arıların neşesi olmadan balın tadı da eksiliyor,” dedi. “Sesimizi bulmamıza yardım eder misin?”
Pofuduk, yardım edebileceğini düşünerek yola koyuldu. Önce sarı çiçeklerin bulunduğu Çakıl Düzlüğü’ne gitti. Orada arıların kanatlarını birbirine sürterek ses çıkarmaya çalıştığını gördü. Ancak her arı başka bir ritimde vızıldıyor, ortaya yalnızca karışık bir uğultu çıkıyordu. Pofuduk onların seslerini taklit etti, fakat kendi sesi arıların sesini bastırınca küçük dostları daha da sustu.
“Demek ki iyi bir şarkı söylemek, en yüksek sesi çıkarmak değilmiş,” diye düşündü. Sonra arılardan birini dinledi. Bu arının adı Çıtı idi ve kanatları çok küçük olduğundan sesi incecik çıkıyordu. Çıtı, diğerlerinin duyulmadığını sanıyordu. Pofuduk ona, “İnce sesin olmasaydı şarkıdaki boşluk dolmazdı,” dedi. Çıtı ilk kez kanatlarının farklılığını bir eksiklik olarak görmedi.
Birlikte ilerlerken önlerine yaşlı bir söğüt çıktı. Söğüdün dallarında asılı duran boş petekler rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Pofuduk, peteklerin içinin neden boş olduğunu sordu. Vırvır Nine, “Arılar balı paylaşmayı unutunca her biri kendi hücresini korumaya başladı. Oysa bal, yalnızca biriktirilince değil, paylaşıldıkça çoğalan bir sevinçtir,” diye anlattı.
Pofuduk bunu duyunca çantasındaki son üç böğürtleni çıkardı. Böğürtlenlerden birini Çıtı’ya, birini Vırvır Nine’ye verdi. Sonuncusunu da kendisi alacakken, çalılıkların arkasından titrek bir ses duyuldu. Bu, günlerdir yuvasına dönemeyen küçük bir kelebekti. Pofuduk son böğürtleni ona uzattı. Kelebek meyvenin kokusunu takip ederek yuvasını bulabilecekti.
O anda Çıtı kanatlarını çırptı. Vırvır Nine de ona katıldı. Sonra diğer arılar, önce çekinerek, ardından cesaretle kendi seslerini eklediler. İnce, kalın, hızlı ve yavaş vızıltılar birbirine karıştı; ama bu kez hiçbir ses diğerini susturmadı. Pofuduk da geride durup yalnızca ritmi dinledi. Şarkının boş kalan yerlerinde burnuyla yumuşak bir “pof” sesi çıkararak arılara eşlik etti.
Ormanın çiçekleri başlarını kaldırdı. Kelebekler yeniden dönmeye, dere kıyısındaki kurbağalar ritme ayak uydurmaya başladı. Arılar, birlikte söyledikleri şarkıyla petekleri doldururken balın rengi altın gibi parladı. Her arı, kendi sesinin bütüne katkı verdiğini anladı. Çıtı’nın ince vızıltısı ise şarkının en sevilen bölümü oldu.
Akşam olunca Vırvır Nine, Pofuduk’a küçük bir bal kavanozu uzattı. “Bu, senin için,” dedi. Pofuduk kavanozu alıp düşündü. Sonra balı ormanın bütün canlılarıyla paylaşmayı önerdi. Bal, yapraklardan yapılmış küçük kâselere bölündü. Kimse çok fazla alamadı ama herkesin yüzünde büyük bir gülümseme belirdi.
O günden sonra Ilıcak Orman’da her sabah farklı bir şarkı duyuldu. Bazen arılar başlattı, bazen dere, bazen de Pofuduk’un yumuşak poflamaları. Pofuduk, en güzel sesin tek başına parlayan değil, başkalarına da yer açan ses olduğunu hiç unutmadı. Ormandaki bal peteği küçüktü belki, ama içine sığmayan şarkı herkesin kalbinde yaşamaya devam etti.




