Yalnızlıktan Çok Sıkılan Çocuk Dev

Bir sessiz gün
Kasabanın kenarındaki çınarın gölgesinde oturan, adeta dünyadan büyük bir çocuk vardı. Oyun oynamak için çok uzundu, evlerin çatılarına sığmıyor, sokak köşelerindeki banklar ona göre küçücüktü. İstese de arkadaşlarıyla omuz omuza koşamıyor, salıncağa binemiyordu; bu yüzden en çok yalnızlıkla baş başa kalıyordu. Yüzündeki merak ve enerjiyi görenler önce şaşırır, sonra korkar olmuştu. O ise hiçbir oyuncağı olmadan, kendi gölgesiyle konuşarak vakit geçiriyordu.
Komşuların bakışları
Kasaba halkı farklı tepkiler veriyordu. Bazıları el sallayıp çocuğu görünce sakince devam ederdi işlerlerine; bazıları pencere arkasından uzaktan bakardı. Küçük dükkanlar onunla dolu bir eşyayı sığdıracak raflar olmadığı için sık sık kapılarını kapatır, parkta koşan çocuklar annelerinin yanında kalmayı tercih ederdi. İyi niyetli olan birkaç kişi, onun da topunun olabileceğini, bir yastık kalesi yapabileceğini düşündü ama nasıl yapılacağını bilemiyordu.
Büyüklüğün ağırlığı
Büyümek yalnızca fiziksel bir mesele değildi; beklentiler, yanlış anlaşılmalar ve kendi kendine koyduğu sınırlar da vardı. O çocuk dev, ne yaparsa yapsın küçük insanların dünyasına tam olarak ait olamıyordu. Okula gittiğinde herkes onunla konuşmayı abartılı buluyor, öğretmenleri onu korumaya çalışıyordu. Bu koruma bazen daha da yalnızlaştırıyordu çünkü herkes onun farklı olduğunu düşünüyor, farklı olanla aynı şeyleri paylaşmaktan çekiniyordu.
İçinden geçenler
Geceleri ay ışığının altında uzun yürüyüşler yapardı; ayak izleri, çiçekleri ezer, toprakla konuşur gibi olurdu. Kendi dünyasında sesli düşünen biri olmuştu: “Eğer bir arkadaşım olsa, küçük şeylerle de mutlu olur muyum? Eğer biri benimle sır paylaşsa, korkularım azalır mı?” Bu sorulara cevabı yoktu ama her biri onun yalnızlığını biraz daha görünür kılıyordu.
Denemeler ve küçük yardımlar
Bir gün pazarcı kadın, tezgâhın kenarında duran eski bir topu atacakken durdu. Top küçük ve yıpranmıştı ama onun için yeterince değerliydi. Topu uzattığında çocuk dev, dikkatlice topu aldı; elleri topu zar zor kavrayacak büyüklükteydi ama gözlerinde bir sevinç parladı. Bu küçük jest, kasabada zincirleme bir yumuşama başlattı. Bir marangoz, büyükçe bir salıncak yapabileceğini söyledi; bir çift çocuk, devin seviyesine inebilmek için yüksek bir tepeye çıkıp ona merhaba dedi.
Uyum kurmak
Uygun bir çözüm tek bir hamlede gerçekleşmedi. Salıncak çok büyük, park dar; marangozun yaptığı koca salıncak ise kasabanın meydanına sığmadı. Fakat insanlar denemekten vazgeçmedikçe, çözümler de şekillenmeye başladı. Bazıları küçük rampalar, geniş minderler yaptı. Okulun bahçesinde, dev için tasarlanmış bir oyun alanı fikri konuşulmaya başlandı. Bu fikirler, yalnızlığın suyunu çekmeye yetmese de, devin yüzünde daha sık tebessüm oluşmasını sağladı.
Küçük adımlar, büyük değişimler
En önemlisi, kasaba yavaş yavaş farklılıkla nasıl yaşayacağını öğreniyordu. Birinin farklı olması, onu dışlamak için bir sebep değil; ortak yaşamı yeniden düzenlemek için bir davetti. Dev çocuk da bu sürecin içinde aktif yer aldı: kendi sınırlarını, ne kadar dokunabileceğini, nasıl paylaşabileceğini anlattı. Konuşarak, deneye yanıla, birbirlerine alan tanıyarak bir ritim buldular.
Yeni bir alışkanlık
Artık geceleri yalnız yürümek yerine, kasabanın çocuklarıyla birlikte bir saat ayakta durur, yıldızlara bakarlar. Dev, küçük elleriyle onların çizdiği yoldan geçerken dikkatli olur, çocuklar da devin adımlarının ritmine uyup beraber hikâyeler uydurur. Yalnızlık tamamen bitmedi; bazen hala tek başına kalma ihtiyacı oluyor. Ama artık kendisini dışlanmış hissetmiyor. Sıkılmakla yalnızlık aynı şey değilmiş; sıkıldığında etrafına bakıp yeni bir oyun fikri bulabiliyor, yalnız kaldığında ise düşüncelerini yazarak, ağaçlarla konuşarak huzur buluyor.
Bir umut resmi
Bu hikâye, farklı olanla birlikte yaşamanın pratik yollarını gösteriyor. Bazı sorunlar bir anda çözülmüyor; sabır, deneme ve küçük jestler gerekiyor. Kasabada herkesin kendi rolü vardı; kimi oyuncak buluyor, kimi fikir veriyor, kimi sadece merakla bakıyordu. Bir gün belki devin en çok sevdiği şey, herkesin farklılığını fark edip buna göre bir araya gelmeyi öğrendiği anların toplamı olacaktır.




