Uyku Masalları ve Hikayeleri Oku

Uykunun Kıyısındaki Çan Çiçeği

Uzak tepelerin ardında, geceleri çatıların üzerine yumuşak bir sessizlik serilen Minikuyu adında bir kasaba vardı. Bu kasabada herkes uykuya dalmayı severdi; fırıncılar sabahın ilk ışığıyla kalkar, bahçıvanlar kuş sesleriyle işe koyulur, çocuklar da rüyalarında renkli kayıklarla bulut denizlerinde gezerdi. Yalnızca Suna, geceleri gözlerini kapatamıyordu.

Suna yatağına uzandığında tavandaki gölgeleri sayar, saatin tıkırtısını dinler, sonra pencereden dışarı bakardı. O gece de ay, odasının zeminine yuvarlak bir ışık bırakmıştı. Suna, ışığın içinde küçücük gümüş izler gördü. İzler pencereye, oradan da bahçedeki eski taş kuyuya doğru uzanıyordu.

Merakına yenilen Suna, yumuşak hırkasını giyip sessizce dışarı çıktı. Kuyuya yaklaştığında içeriden incecik bir ses yükseldi. Bu, suyun şırıltısına benzeyen ama daha neşeli bir sesti. Kuyunun taşlarından biri hafifçe yana kaydı ve arkasında ay ışığıyla aydınlanan dar bir geçit belirdi.

Geçidin sonunda Suna kendini gökyüzünün altında kurulmuş gizli bir bahçede buldu. Burada çimenler gümüş renkli, ağaçların yaprakları ise ince kâğıtlar kadar hafifti. Her yaprak sallandığında bir bebek gülümsemesi gibi tatlı bir ses çıkarıyordu. Bahçenin ortasında, sapı eğilmiş tek bir çan çiçeği duruyordu.

Çan çiçeğinin yanında, yuvarlak gözlü, minik bir kirpi bekliyordu. Kirpinin adı Misket’ti. Suna’yı görünce başını eğdi ve “Sonunda geldin,” dedi. “Ay Bahçıvanı seni bekliyordu.”

Biraz sonra beyaz önlüklü, saçları yıldız biçiminde parlayan yaşlı bir kadın geldi. Kendisine Ay Bahçıvanı denmesini isterdi. Çiçeği dikkatle inceleyip iç çekti. “Bu çan çiçeği, uykuya geçmekte zorlananlara huzur veren sesi üretir. Fakat bu akşam sesi kayboldu. Ses olmayınca Minikuyu’daki herkes dönüp duruyor.”

Suna çiçeğe yaklaştı. “Sesini bulmak için ne yapmalıyız?” diye sordu.

Ay Bahçıvanı, bahçenin üç köşesini gösterdi. “Önce acele etmeyen bir adım, sonra içten söylenmiş bir teşekkür, en sonunda da paylaşılmış bir dilek bulmalıyız. Bu üçü bir araya gelirse çiçek yeniden çınlar.”

Suna, Misket’le birlikte yola koyuldu. İlk köşede, rüzgârın oradan oraya sürüklediği küçük bir tüy gördüler. Tüyü yakalamak kolaydı ama Suna koşmak yerine rüzgârın yönünü izledi ve sakin bir adımla bekledi. Tüy, sonunda avuçlarına kendiliğinden kondu. Bu, acele etmeyen adımın işaretiydi.

İkinci köşede, yaşlı bir söğüt ağacı dallarını yere kadar eğmiş duruyordu. Dallarında yüzlerce minik damla parlıyordu. Suna ağacın gölgesinde dinlenirken söğüdün serinliğini fark etti. “Bize dinlenebileceğimiz bir yer verdiğin için teşekkür ederim,” dedi. O anda damlalar, küçük çanlar gibi şıngırdadı.

Üçüncü köşede ise boş bir sepet vardı. Ay Bahçıvanı, “Dileğini yalnızca kendin için saklarsan sepet dolmaz,” demişti. Suna gözlerini kapatıp düşündü. Sonra, “Bu gece Minikuyu’daki herkesin huzurla uyumasını ve sabah birbirine güzel sözler söylemesini diliyorum,” dedi. Misket de dileğine kendi dileğini ekledi: “Hiçbir uykusuz kalp kendini yalnız hissetmesin.”

Sepetin içi, ay ışığından örülmüş yumuşak bir örtüyle doldu. Suna örtüyü çan çiçeğinin üzerine serdi. Çiçek önce hafifçe eğildi, sonra ince gövdesini doğrulttu. İçinden öyle duru bir ses yayıldı ki bahçedeki yapraklar bile dinlemek için sustu. Ses, kuyu yolundan geçerek Minikuyu’nun bütün evlerine ulaştı.

Kasabanın çocukları rüyalarında uçan tahta atlara bindi. Büyükler, içlerini ısıtan eski anıları gördü. Suna’nın odasına döndüğünde ay ışığı hâlâ yerdeydi; fakat bu kez gölgeler onu oyalamıyor, sanki “Artık dinlenebilirsin,” diyordu. Suna başını yastığına koydu ve uzun zamandır ilk kez düşüncelerini zorlamadan uykuya bıraktı.

Sabah olduğunda Minikuyu bambaşka bir neşeyle uyandı. Fırıncı, çıtır ekmekleri komşularıyla paylaştı. Bahçıvan, suladığı çiçeklere teşekkür etti. Çocuklar ise geceleri uyumakta zorlanan arkadaşlarına, uyku masalları ve hikayeleri oku diyerek Suna’nın bulduğu çan çiçeğinden söz ettiler.

O günden sonra Suna her gece penceresini biraz aralık bıraktı. Uzaklardan gelen çan çiçeği sesi, ona uykunun bir kapı değil, yavaşça açılan bir bahçe olduğunu hatırlattı. Ve Minikuyu’da herkes öğrendi ki bazen en güzel rüya, kalbin başkaları için dilediği iyilikle başlardı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu