Bin Bir Gece Masalları

Yıldız Tozunu Saklayan Bakır Sandık

Şam’ın kubbeleri altında, baharat kokularının ipek kumaşlara karıştığı eski bir çarşı vardı. Bu çarşının en neşeli dükkânında Narin adında meraklı bir kız yaşardı. Narin, dedesiyle birlikte bakır tabaklar, işlemeli kandiller ve küçük müzik kutuları satardı. Fakat onun en büyük tutkusu, uzak ülkelerden gelen yolcuların anlattığı masalları dinlemekti. Her akşam dükkânın önüne oturur, kervanların getirdiği haberleri yıldızları sayar gibi dikkatle dinlerdi.

Bir gece, ay ince bir hilal gibi gökyüzünde asılıyken dükkânın kapısı üç kez tıklandı. İçeriye, yüzü mavi bir örtüyle gölgelenmiş yaşlı bir seyyah girdi. Elinde avuç içi kadar, bakırdan yapılmış bir sandık taşıyordu. Sandığın üzerinde birbirine dolanmış yıldız şekilleri vardı.

“Bu sandığı, Uzak Bahçeler’in bekçisine götürmelisin,” dedi seyyah. “İçinde yıldız tozu bulunuyor. Yıldız tozu, yalnızca iyilikle açılan kapıları aydınlatır. Onu açgözlü birinin eline verirsen bütün ışığını kaybeder.”

Narin, sandığı iki eliyle aldı. “Uzak Bahçeler nerede?” diye sordu. Seyyah, çarşının en eski kuyusunu gösterdi. Kuyunun taşlarından birinde küçük bir nar resmi vardı. Narin, narın ortasına dokununca kuyu duvarı sessizce yana kaydı ve aşağıya doğru uzanan merdivenler ortaya çıktı.

Dedesi endişelenmek yerine ona kırmızı bir mendil verdi. “Yolunu şaşırırsan, mendili rüzgâra bırak. Rüzgâr, kalbi doğru yerde atanları yarı yolda bırakmaz,” dedi. Narin, bakır sandığı kuşağına bağladı ve merdivenlerden indi. Aşağıda üç ayrı yol uzanıyordu: Biri gümüş taşlı, biri altın kumlu, diğeri sıradan toprakla kaplıydı.

Gümüş yol pırıl pırıl parlıyor, altın yol ise uzaktan şarkı söylüyordu. Toprak yol sessizdi. Narin, gösterişsiz yolu seçti. Bir süre sonra yol kenarında, tekerleği kuma saplanmış küçük bir el arabası gördü. Arabayı çeken yaşlı bahçıvanın çiçek sepetleri yere saçılmıştı. Narin, sandığı bırakmadan sepetleri topladı ve arabayı iterek düzlüğe çıkardı.

Bahçıvan ona üç tohum verdi. “Bunlar, yalnızca paylaşanların avucunda filizlenir,” dedi. Narin tohumları mendiline sardı ve yürümeye devam etti. Az sonra karşısına, başı dönmüş bir kum kuşu çıktı. Kuş, yönünü bulamıyor, her kanat çırpışında aynı kayanın çevresinde dönüyordu. Narin, kırmızı mendili rüzgâra bıraktı. Mendil kuzeye doğru süzüldü; kuş da onu izleyerek doğru yöne uçtu.

Sonunda Narin, duvarları mor sarmaşıklarla örtülü bir bahçeye ulaştı. Kapının üzerinde şu yazı vardı: “İçeri girmek isteyen, elindekini değil, gönlündekini sunsun.” Kapı açılmayınca Narin sandığa baktı. Yıldız tozunu bekçiye teslim etmesi gerekiyordu, ama bahçenin içinde kimse görünmüyordu. O sırada yerde küçük bir çatlak fark etti. Çatlağın içinden solgun bir filiz çıkmaya çalışıyordu.

Narin, bahçıvanın verdiği tohumlardan birini toprağa bıraktı ve avucuyla üzerine su serpti. Sonra sandığın kapağını açmadan, içinden yayılan sıcaklığı filize doğru yöneltti. Bakır sandık usulca parladı. Filiz büyüyüp altın renkli bir çiçeğe dönüştü. Çiçek açınca kapı da ardına kadar açıldı.

Bahçenin ortasında, beyaz sakallı bir bekçi oturuyordu. Bekçi gülümseyerek ayağa kalktı. “Yıldız tozunu taşıyan çok kişi gördüm,” dedi. “Fakat onu korurken iyiliği unutmayan pek az kişi gördüm.” Narin sandığı ona uzattı. Bekçi kapağı kaldırdı; içinden çıkan ışık, bahçedeki her ağacın dalına küçük yıldızlar yerleştirdi.

Bekçi, Narin’e kalan iki tohumu verdi. “Bunları evinin önüne ek. Biri paylaşmayı, diğeri cesareti hatırlatsın,” dedi. Narin Şam’a döndüğünde sabah olmak üzereydi. Tohumları dükkânın iki yanına ekti. Birkaç gün içinde biri gülümseyen yüzler gibi sarı çiçekler, diğeri göğe uzanan mavi dallar verdi. O günden sonra çarşıdaki herkes, Narin’in dükkânına yalnızca alışveriş için değil, bir iyilik bırakmak için de uğradı. Ve geceleri, kubbelerin üzerinde parlayan yıldızlar, uzak bir bahçenin ışığını sessizce selamladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu